Resim1: Bir Romalı Lejyoner
Bir parça bükülebilir karton, incece olanından kara bir ip, iğne, adi bir bant ve uhu…
Sanırım bunlar işimi görür!
Ama bu karton çok ince değil mi ki?
Olsun yahu, çamur toplarına karşı koysa yeter…
Hadi bakalım aç tarih kitaplarını, olmadı biraz da savaş filmi izle, seç beğen al kendine bir savaş zırhı!...
Askeri kıyafetler neden ilgi çekicilik konusunda bu kadar iyidirler bilinmez. Duruşlarında, renklerinde bir ayrıcalık vardır genelde. Özellikle eski savaş kıyafetleri bu konuda oldukça değişik biçimler seriyor meraklı gözlere. Çağımız da her hangi iki değişik milletten birer askeri yan yana koysalar, üniformalarının üstündeki bayraklar ve yazılar olmasa çoğu kez ayırt edemeyiz kimden olduklarını. Ama eskiden öyle miydi ya, kahverengisi, kırmızısı, yeşili, demiri, bakırı, örme zincirleriyle doğu ve batı medeniyetleri oldukça değişik kıyafetler kullanmışlar savaşlarda.
Özellikle Avrupa ordularının zırh konusunda işi fazlaca abarttıklarını düşünmemek olanaksızdır. Bir Avrupa Ortaçağ atlısının görünümü, boyası dökülmüş parlak bir kola kutusunu andırır neredeyse. Sanırım Türklerde çeviklik, beden gücü ve hız daha çok önemsendiği için zırh konusunun üzerine fazla düşmemişiz. Türk askeri, rahat giysiler giymelidir ki, koşan bir attan ötekine atlayıp uzun eğri kılıcını ya da osmanlı tokadını var gücüyle basabilsin düşmanın üzerine. Söz gelimi Orta Çağ Avrupa savaşlarında binlerce Avrupalı asker, yalnızca zırhlarının ağırlığı ve çokluğu yüzünden çamura saplanıp boğularak ölmüşler bir çok savaşta…
İşte, aklımdan bu türlü düşleri ve düşünceleri geçirdiğim çocukluk zamanlarımda hep aynı soru aklıma gelirdi: ‘’Neden benim de beni koruyacak, arkadaşlarım arasından sıyrılmamı sağlayacak, ve mahalle savaşlarında gücüme güç katacak bazı giysilerim olmasın?’’
Resim 2: Bütün Savaş Zırhlarımı Giydiğimde Tam Donanımlı Bir Asker Olarak Üstteki Gibi Görünürdüm... Başımda Silindirik Ve Oldukça Terletici Bir Kask, Elimde Akasya Kılıcım, Kalın Oluklu Kartondan Çift Katlı Ağır Bir Kalkan (üstünde düşsel devletimiz Franpiyus un imgesi var), Bol Cepli Ve Yeşil Askeri Tarzda Pantolon Ve Kollarımla Bacaklarım Dışında Tüm Bedenimi Kaplayan Tek Parça Silindirik Kartondan Zırh. Franpiyus Bu Askerle Sonsuza Kadar Yaşayacak!...
Bir elimde uzun ince akasya dalından kesme kılıcım, öteki elimde taze karılmış çamurdan atışa hazır toplarım… Peki, açıkta kalan bedenimi ne koruyacaktı? Her mahalle savaşında üstüme giydiğim mavi kot ceketim sağlamdı sağlam olmasına ama, bu beni ne kadar bir asker gibi gösterebilirdi ki?
Saatlerce elimde cetvel, mezura, kurşun kalem ve kitaplarla ölçüler alıp her yerimin uhu ve bantla kaplanmasına aldırmadan bir çok kesim yaptım. Sonunda da elimden kullanışlı bazı modeller çıktı. Zırhım ünlü sarar markasının takvim olarak çıkardığı ince ve sert kartondan oluşmuş, dışı bembeyaz ama boyalı olan iç tarafı plastik kaplamayla kaplanmış bir yapıdaydı. Ayrıca suya karşı nasıl oluyorsa oldukça dayanıklıydı da bu karton.
Kask, daha önce de belirttiğim gibi silindir şekline getirdiğim dikdörtgen şeklindeki kartonun tepesine dairesel bir kapak takmamla oluşmuştu. Kulak kısımlarında ise dışarıdaki seslerin girmesi için bir sürü ufak delik, Burun kısımları ise daha çok süs için açılmış olan iki küçük üçgencikten oluşuyordu. Kendi sesimin kapalı silindirden dışarıya boğuk çıkmaması için de ağız bölgesinde yeterli büyüklükte bir açıklık vardı.
Resim 3: Kaskın Önden Görünüşü. Tam Kapalı Bir Yapıda Olmasından Dolayı Bu Kaskı Kafaya Sabitleyecek Herhangi Bir Araca Gerek Yoktu...
Resim 4: Üstten Görünüş
Resim 5: Ve Alt Taraf... Kaskın Altına Açılmış Olan Merdiven Şeklindeki Kesikler, Omuzlarımın Aşağı Yukarı Hareketlerini Engellememesi İçin Açmıştım. Hızlı Bir Şekilde Kılıç Sallarken Kaskın Konumunu Bozmaması Gerekirdi.
Yarı Açık Miğfer, tam kapalı olan miğferimin görüş alanımı büyük oranda daraltmasından, hava geçirmez olduğu için kafamı pişirmesinden ve oldukça hantal olmasından dolayı bir çözüm olarak bulduğum kullanışlı bir modeldi. Apartman aralarında bağırıp çığırarak bir elimizde kılıç ve öteki elimizde boncuklu tabancanın olduğu savaşlarda kullanmaya oldukça elverişliydi. Miğferin tek parça olması en önemli özelliğiydi. Ama bir başka yararlı yönü ise her giysime görsel olarak uyumlu gitmesiydi.
Resim 6: Mahalle İçindeki Apartman Aralıklarında Delicesine Bağırarak Koşuştururken Kendimden Emin Bir Şekilde Kaskımın Bana Sağladığı Gösteriş Ve Korumanın Tadını Çıkarıyorum. Üstümde Yine O Çıkarılabilir Kollu Mavi Kot Ceketim Var...
Yarı Açık Miğferin Yapılışı
Aslında buraya yarı açık miğferin yapılışını gösteren bir dizi resim koyacaktım ama, yapımı çok basit olduğundan gereksiz olurdu. Adım adım ilerleyen kareler içinde hareketli resim olarak yapım sırasını göstermek daha ilgi çekici olacak.
Resim 7: Yarı Açık Miğferin Yapılışı. Ben Kolaylık Olması Bakımından Kare Bir Kağıtla Gösterdim. Denemek İsteyecek Olursanız Kalınca Bir Karton Kullanmalısınız. Turuncu Kısımlar Bant Ve Yapıştırma Yerlerini Gösteriyor. Takılan İp İse Çene Altından Geçecek Olan Sabitleyici İp. Aslında Bütün Bu Kask Daha da Geliştirilmeye Açık Bir Yapıya Sahip.
Gövde Zırhım
Gövde koruması zırhların içinde en önemli görevi üstleniyordu. Gösterişli, hareketleri engellemeyen, kolayca dağılmayan bir yapıda olmalıydı. Bu gibi gereklilikler beni olabildiğince tek parçadan oluşan bir zırh yapmaya yönlendirmişti. Elimdeki karton çok inceydi ama ne de olsa kaliteli bir markanın kaliteli bir kartonu olduğu için oldukça dayanıklıydı. Tek yüzündeki plastik kaplaması bu dayanıklılığın en önemli kaynağıydı. Kusurlu yönü ise bu plastik iç yüzeyin beni aşırı terletmesiydi.
Resim 9: Gövde Koruması (Ön) Alttaki Etek Pilesini Andıran Kesikler Süsten Çok Bir Gereklilikti. Hareket Ederken Bacakların Zırha Olan Etkisini Olabildiğince Azaltıyorlardı. Ayrıca Omuz Hizasına da Zırhın Kollarımı Engellememesi İçin Yarım Daire Biçiminde Kesik Açmıştım. Zırhımın Önüne Kalemle Kartal, Defne Yaprağı, Franpiyus Armasını Çizmiş Ve Çeşitli Bilgiler Yazmıştım.
Resim 10: Gövde Korumasının Arka Görünüşü. Zırhı Omzuma Bağlayan İki Kemer de Dayanıklı Ve Esnek Kartondan Yapılmış, Zırhla Olan Bağlantı Noktaları İse Uhuyla, Bantla, Zımbayla Tutturulmuştu. Zırhın Arkası Biraz Açıktı Çünkü Her Giysinin Ayrı Bir Kalınlığı Vardı. Arkaya Tutturduğum İpleri Gevşetip Sıkarak Bu Açıklığı Ayarlayabiliyordum. Çoğu Kez Birilerine Zırh İplerimi Bağlamaları İçin Yalvarmak Zorunda Kalırdım.
Kalkan
Kalkan, zırhlı bir savaşçının vazgeçilmez araçlarından biridir. Benimde tam donanımlı bir asker olabilmem için, işe yarasın yaramasın elimde bir kalkan bulundurmam zorunluydu. İşe yaraması biraz zordu çünkü güçlü bir kılıç darbesi aldığında özellikle tutma kısmının bağlantı noktaları çok hasar görecekti.
Bu nedenle kalkanım saldırıdan çok hareketsiz savunma için yapılmalıydı. Örnek vermek gerekirse karşı takımdan size doğru ufak taş ve çamur topu atışları başladığında, ilerlemekte olan siz hemen kalkanı yere dik bir şekilde koyup onun arkasına gizlenmeli ve atış kesilene ya da yeni manevra yapana kadar beklemeliydiniz...
Resim 11: Kalkanın Önden Görünüşü. Kahve Rengi, Oluklu Ve Kalınca Bir Kartondan İki Dikdörtgen Parçanın Kesilip Üst Üste Bindirilmesiyle Oluşmuştu. Ön Yüzünde Büyükçe Çizilmiş Bir Franpiyus Arması Vardı. O Günlerde Yaptığım Kalkanda Üstte Gösterdiğim Gibi Bir Gözetleme Deliği Var Mıydı Anımsayamıyorum Ama Bunu Yapmayı Sürekli Düşünmüşümdür...
Resim12: Kalkanın Arkadan Görünüşü. Alt Tabakada Kalan Kartonda Dikdörtgensel Bir Oyuk Açmış Ve Buraya Alüminyum Levhadan Bükmüş Olduğum Tutma Kısmını Bağlamıştım. Alüminyum Levhada Açtığım Deliklerden Teller Geçirerek yapmıştım Bunu.
SONUÇ
Yarı açık miğferi, boncuk tüftüf ve kılıç savaşlarında kullanmıştım ama yapmış olduğum diğer zırhları nerede ve ne kadar kullandığımı pek iyi hatırlayamyorum. Çok iyi hatırladığım bir şey varsa o da bu zırhları evin en kuytu ve en derin köşelerine, atadan kalma antika bir eşya gibi oldukça özenle saklardım. (Çoğunlukla masa ve dolapların duvarla kalan ara kısımlarına:) Kafam pişer her yerim ter olur, sesim boğuk boğuk çıkar, çevredeki sesler kaskımın içinde uğuldayıp dururdu. Dışarı çıktığımda esintiler başıma vurur ama ben yalnızca onların seslerini işitebilirdim. Aynanın karşısına geçer, boyuna yeni eklemeler yapardım bunlara.
Bir keresinde yaptığım eklenti çok ilginçti. Kışın kar topu savaşlarında kullanmak üzere bu zırhları beyaz naylonlarla kaplamıştım. Sonradan bunları çıkardım gerçi, zaten yarı açık miğferin dışında kolayca kullanabileceğim pek te bir şey yoktu.
Kış için yapmayı hep düşünüp te hiç yapamadığım zırhlardan birisi de ''Sıkı Örülmüş Bere'' tasarımıydı. Öyle bir kışlık şapka ördürecektim ki kendime, tamamıyla bir miğfere benzeyecek ve oldukça kalın bir ipten örülüp sert bir yapıda olacaktı. Kar toplarına karşı iyi bir savunma olabilirdi.
Keşke bu günlere kadar gelebilseydi bu düşle yoğrulmuş oyuncaklar. Küçük karton giysilere bakıp bakıp gülerdim şimdi.
Gövde zırhımın yapımını ve üstündeki çizimleri bitirdiğim zaman altına şu notu iliştirmiştim:
''FRANPİYUS YAZ-KIŞ SAVAŞLARI ZIRHI''...
Resim 13: Eski Türklerden Bir Zırh Kuşamı (Kıpçaklar)...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder