Google Arama

Custom Search

15 Mayıs 2018 Salı

''John Stepforn'' Çılgın Bir Rock Efsanesi.

Bir çocukluk kahramanı;

john stepforn rock metal efsane gitar gitarı müzik star çizim grafik karakalem karikatür metalci kahraman ugrasi blog

Görüntü: John Stepforn'a dair elimde kalmış ender çizimleren birisi.




''John Stepforn''


 Metal-Rock müzik türlerine ilgi duyduğum zamanlarda kendi dünyamda yarattığım ve geliştirdiğim bir müzik kahramanı... John Stepforn adını da bir bakıma karakterin kimliğini yansıtan iddialı bir ad olarak uydurmuştum. ''John stepforn'' un imzası da kendi imzamdan daha özenli bir şekilde tasarlanmıştı. 
Mutlaka kuru kafalı bir kolye takan Stepforn, üstünde metal işleri olan siyah deri ceket ve siyah deri pantolonlar giyerdi. Saçları uzun, kulakları küpeli ve keçi sakallıydı. Gözleri her daim kanlı olurdu.
John Stepforn, çılgınca bir yaşam süren, kural tanımaz bir müzisyendi. Çılgın albümler çıkarır, çılgın magazin haberlerinde boy gösterirdi. Konserlerinde sıra dışı kareografilere yer verir; çoğunlukla da ''blue oyster'' adlı barda özel konserlerine çıkardı.
Konser duyurularını, afişlerini ve içinde ilginç parça adlarının da olduğu kaset-albüm kapaklarının görüntülerini boş derslerde kareli defterlere çizer; her birinde de ayrı bir konsept, slogan ve sahne uydurmaya çalışırdım. ...''Ölü Nefesler'' , ''Soğuk Uyku'', ''Beklenen Konser!''...' Bazen tebeşirle sınıf tahtasına da çizdiğim bu karalamaların altlarına, konser biletlerinin fiyatlarını bile yazardım ki sınıf arkadaşlarım bunun gerçek bir konser duyurusu olduğunu düşünerek, ''Blue Oyster nerede?'' türünden sorular sorarlardı. Bu resim ''John Stepforn'' için yaptığım son karalamalardan olsa gerek. Kağıdı oldukça temiz kalmış. Lise sonrası dershane defteri çizimi olabilir. ''Son Konser'' başlığı bir anlam içeriyor; ''abiliğe'' doğru ilerliyorken çocukluk dönemi kahramanlarımı terk ediyorum  Soluna ''unknown artist'' yazmışım. Yine ilginç bir konser ya da albüm teması olsa gerek. Bu karalamada John Stepforn, elektro gitarını acımasızca kavramış. Etleri çürüyor ve dökülüyor. Buna karşın haykırmayı var gücüyle sürdürüyor. Arka planda ritm tutan grup elemanı da yüzünün yarısını yitirmiş. Sol yanda ruhlara dönüşmüş izleyiciler müziğin ve temanın etkisiyle sahneye doğru eğilip uzuyorlar. Bu ve benzeri konser afişi karalamalarımda ses sistemlerini çizmeyi ayrıca severdim. Kendi ilginç hoparlör tasarımlarımı görsel olarak böylece kurgulardım. Burada gözüken hoparlör de müzisyenler gibi deforme olmuş; o da artık çürüyor; ama gösteri devam ediyor!...

17 Temmuz 2015 Cuma

DENİZ SUYU KOKUSU YAPIMI (Kendi Buluşumdur)




DENİZ SUYU KOKUSU YAPIMI (Kendi Buluşumdur:)


Tatile çıkamıyor, içinizdeki deniz özlemini gideremiyor musunuz? Deniz kıyısına attığınız iskemlede esintilerin yüzüne çaraparak ciğerlerinize deniz kokusunu doldurmasını mı istiyorsunuz? İşte size ilginç anlar yaşatacak bir deneyim.Yalnız dikkat edin çevrenizde bilmeyenler varsa sizi madde bağımlısı sanabilirler, gerekli açıklamayı yapınız.

Araç Gereçler

Araçlar

0,5 Litrelik Pet şişe

Gereçler

-Temiz su
-Tendürdiyot ya da Batikon
-Sofra Tuzu
-Temiz, Taşsız Toprak (Saksı toprağı olursa çok iyi olur)

Yapımı
Yapımı gerçekten basit olan bu uygulamayla birebir deniz suyunu taklit edeceksiniz. Karışımı bir kaç gün daha bekletirseniz rengi ve kokusu iyice oturacaktır.

Pet şişemizin 1/4 ünü  (çeyreği) temiz su ile dolduruyoruz.
Temiz su doldurduğumuz şişeye suyun çözebileceği son noktaya kadar tuz katarak iyice çalkalıyoruz. Suyumuz tuza aşırı derecede doymuş olmalı. Şimdi bulduğunuz taşsız temiz toprağınızdan biraz alarak pet şişemizin içine ekliyoruz. ve onu da iyice çalkalıyoruz. Sakın ola çamur olacak kadar kum eklemeyin. Dibe çökecek kadar olsun yeter. Şişeyi iyice çalkalayın ve kumu dağıtın. Bir süre kumun dibe çökmesini bekleyin. Bana sorarsanız bir günün sonunda kumun dibe tümüyle çökmesini bekleyin ki yukarıdaki temiz suyu ayırasınız.
Dibe çökmüş kumdan ayırdığınız temiz suya 20 damla tendürdiyot damlatın. Ve iyice çalkalayın. Suyu rengi hafif kızıla çalacaktır.

İşte deniz suyumuz hazır!....

Şişeyi iyice çalkalayın, su hemen köpürecektir. Çalkaladıktan sonra kapağı açın ve tertemiz deniz suyu kokusunu içinize çekin!...

Neden şişenin çeyreği kadar su?
-Suyun en iyi biçimde çalkalanabilmesi ve daha az malzeme harcamak için.

Neden Sofra Tuzu?
-Tuz suyun köpürmesini sağlar Deniz suyu da içindeki tuzdan dolayı köpürür. Aynı zamanda tuzlu su kokusunun olmasını sağlar.

Neden Toprak?
-Özellikle nemli saksı topraği içinde organik maddeler barındırır ve rutubetle karışık bir yosun kokusu barındırır. Deniz suyu içinde bulundurduğu organik maddeler nedeniyle biraz yosun, biraz balık gibi kokar.
Toprağı suya ilk kattığınızda zaten bu yosunsu kokuyu alacaksınız.

Neden Tendürdiyot?
-Çünkü içinde İyot var!..İyot kokusu deniz kokusundaki sizin zihninizi açıp gevşeten baş kahramandır. Tendürdiyot ve batikomda bol bol iyot vardır.

*Şişeyi çalkaladıktan  sonra kulağınıza da dayayın, köpükler deniz dalgası sesi etkisi vermektedir..
*Eksildikçe su ya da tendürdiyot ekleyebilirsiniz.
*Şişenizin ağzını kapalı tutun. Koklayacağınız zaman çalkalayıp kapağı açarak koklayın. Şişeyi güneşte bırakmayın. Yoksa pet şişe suyun kokusunu bozar.
*Suyu sakın ola akvaryumunuza dökmeyin veya içmeyin!. Çocuklardan ve bilmeyen gözlerden uzak bir yerde saklayın. Öldürmez ama hoş ta değildir.

31 Aralık 2014 Çarşamba

Gençlere Öneriler...

  Uğraşı üzerinde uzunca süredir teknik konulu uğraşlar üzerine paylaşımlarda bulunmaktaydım gel gelelim uğraşı dediğimiz sözcüğün içinde soyut- somut bu yaşam üzerine bir çok ögenin var olduğu bir gerçek. Bu başlıkta özellikle yaşamında geçiş sürecinde olan gençlere -belki lise belki ilk üniversite zamanları- bir kaç küçük not verelim dedik. Uğraşı takipçilerinin isteklerine karşın türlü yazılarımda ölçü-miktar-uzunluk vermekten kaçındığım gibi bu yazıda da herhangi bir kesin kural, alt başlık, izlenecek kesin yöntemler gibi bir iddiada bulunmayacağım.

* Kendini Tanımak Ve Yetenekler...

Çokça dalkavuğun bulunduğu bir toplumda yaşıyoruz. Siz anne-babalarınızın dizinde otururken sizin ne kadar özgün, akıllı, zeki, yakışıklı veya güzel olduğunuzu anne babanıza dalkavukluk etmek ya da yalnızca boşboğazlık yapmak için söylediler. Kan bağı olan yakınlarınızın içten gelerek yaptığı övgüleri burada konu dışı bırakarak söylüyorum ki, bu dalkavuklara kulak asmayın. Yirmili yaşlarınıza geldiğinizde en az sizin kadar yakışıklı-akıllı-güzel olan yüz binlerce kişinin arasında yaşadığınızı anlayacak ve çok ta özel bir yerinizin olmadığını anlayacaksınız.
 Bir zamanlar herkes '' neye ilginiz varsa ona yönelik bir okul okuyun'' derdi. Bu büyük bir aldatmacadır. Herkes piyano sesini sever gelin görün ki herkes piyano çalamaz. Neyi sevdiğinizi değil, neyi yapabileceğinizi düşünün. Size acı çektirmeden, algılarınızı ve psikolojinizi alt-üst etmeden size ileride bir mevki ya da iş sunacak alanları tercih edin. Yaşama bir kere geliyorsunuz, şekilden şekile girerek pata küte bitirdiğiniz okul size yalnızca acı anılar bırakır. Kimileri matematik sorusu görünce çözmeden duramaz, kimileri önüne konan kalemle çekici manzaralar çizmeden yerinden kalkamaz. Size en kısa sürede en çok verim aldıaracak ne varsa onu da deneye deneye bulmak sizin göreviniz. Yaşamınızda en az bir kez elinize kalem alıp çizim yapın, arkadaşınızın çaldığı bağlamayı, gitarı kurcalayın, işe yarar bilgisayar programları öğrenmeye çalışın, kısacası kendinizi her alanda biraz yoklayıp yapabilip-yapamayacaklarınızı deneyerek ayıklayın... Gibi gibi...

*Deneyimleme

Bize doğar doğmaz her şeyin kendi ayağıyla geleceği gibi romantik bir dünya sundular. Konuşmayı, karşılık vermeyi, elinizi ayağınızı girdiğiniz ortama göre nasıl ayarlayacağınızı, kime ne biçimde davranmanız gerektiği gibi daha bir çok konuyu kitaplardan filmlerden öğrenemezsiniz. Yaşamda ancak gerçekten deneyerek öğrendiğiniz şeyleri kişisel yaşamınızn içine katabilirsiniz. Elbette yaşanan ilkler çoğu kez güldürücü, utandırıcı olabilir, yine de bir ustanın iş yaşamına çıraklıkla başladığını unutmamak gerek. Çıraklık zamanında yapılan yanlışlar olmasaydı ustanın bugünkü kusursuz işlerini de satın alamazdık. Buradaki önemli nokta; deneyim yaşamaktan kaçmamak gerektiğidir.

*Anı yaşamak

Kendinizi türlü inanışlara, ideolojilere, kendi ürettiğiniz felsefelere çok kaptırmayın. Yaşadığınız her yaşın size sunduğu olanakları kullanın. 12 yaşında mısınız? O zaman gidin yerden yüksek oynayıp bilgisayar oyunlarına ilgi gösterin. 22 yaşında mısınız? Okulunuzun klüplerinde insanlarla ortak işler-projeler yapın, dilinizi geliştirip bisiklet turlarına katılın...Gibi... 72 yaşına geldiğinizde mahallede top koşturacak gücünüz olmayacak. Az çok kendi zevkiniz ve ruh sağlığınız için para veya zaman harcayın.  Türlü vicdan muhasebelerine çok girmeyin. Anneniz babanız sağlıklı bir yaşam geçirmişlerse,
 elbet onlarda kendi çağlarında kendi ana-babalarının gelirleriyle hoşça vakta geçirdikleri zamanlar yaşadılar değil mi? Sorumluluklarınızı ve yaşadığınız toplumun kırmızı çizgilerini bildiğiniz sürece sizi siz gibi yaşamamanız için neden yok. 


*Toplum Yapısı

İçinde yaşadığımız toplum ne yazık ki filmlerde bize gösterildiği gibi ''sıcak kanlı yardımsever ve sevimli insanların'' yaşadığı bir yer değil. Özellikle Türkiye'de büyük kentlerde yaşıyorsanız burnunuzdan ne kadar az kıl aldırıyor ve diğerlerine ne derece tepeden bakıyorsanız o kadar popüler ve değerli adam olursunuz. Birileri sizin peşinizden koşuyorsa bu sizin onlara çok yüz vermemenizden doğan gizemle birlikte size karşı gelişen doğal bir ''talep'' tir. İçi-dışı bir ve samimi bir insan olmak, herkese güler yüzlü davranmak büyük bir erdem olsa da toplumumuzda bu türlü insanlara ''Sen geride kal biraz. Nasılsa her zaman cebimizdesin'' gözüyle bakılmasına neden olur. Erkekler özellikle ne kadar sessiz, gizemli, rahat ve ağırbaşlı davranır ve çevreye 'serin adam' imajı yayarsa o denli ilgi görürler.

*Seven adam sizi bulur.

Çoğu kez başkalarına karşı bir ilgi duyar onlardan da aynı ilgiyi bekleriz. Kız olsun erkek olsun eğer birisinin size ilgisi varsa ne yapar eder sizi bulur. İster sınav haftası olsun, ister telefonu arızalanmış olsun, ister bacağı kırılmış olsun. Birisi size ilgi besliyorsa size tutkal gibi yapışır ya da size 'sizi uzaktan izlediğini' bir şekilde belli eder. Bahanelere aldanmayın. Siz de birisine karşı gerçek bir ilgi göstermiyorsanız onun arkasına takılmazsınız. 
En önemlisi kız olsun erkek olsun ya da sıradan bir arkadaşınız olsun sizinle vakit geçirmek isteyen adam size sürekli teklifler sunar: yılbaşında ne yapalım, sinema festivali varmış gidelim mi?.. Türünden.  Küçükken de eğer arkadaşlarınız sizi seviyorsa her akşam kapınıza dayanıp ''Hadi aşaağı geliyo-musuun, küçük parkta tur bindirme yapıcaaaz'' demezler miydi?... Bu tespitler iş yaşamında da geçerlidir. Sizinle ortak bir iş yapmak isteyen adam siz kaçsanızda sizi zorlar, yola getirmeye çalışır. Bunun dışındaki ilişkiler günlük ilişkilerdir, unutulur gider.

*Erkekler için: Size ilgi gösteren kız sizinle konuşurken dirseğini elini kolunu size vurur. Sizinle konuşurken kafasını sağa sola eğer, siz konuşurken saçmalasanız da siz doğru bir şeyler söylüyormuşsunuz gibi ilgiyle sizi dinler. Sakın ola varınızı yoğunuzu kızın önüne dökmeye kalkmayın. Kızlar gizemli bir şeyler buldukları erkeklere ilgi duyarlar, eğer siz sevecen bir şekilde tüm iç ve dış dünyanızı onunla paylaşırsanız sizi arkadaşı gibi görür ve sizi 'çekici' sınıfına sokmaz. Aynı şekilde o da size yaptığı bir şeyi anlattığında hemen balıklama atlayıp 'sahi mi?, nasıldı? , neydi' gibi sorular sormayın. Geride kalıp olanları izleyin. Ona akıl vermek yerine çoğu kez ona sadece onu anladığınızı ya da dinlediğinizi hissettirin yeter. 20 li yaşların sonlarına doğru artık ne kadar yakışıklı ve zeki olduğunuz pek te önemli değildir. Geleneksel olarak kızlar bu yaşların ilerleyen kısımlarında artık parasını kazanıp ayakları üstünde duran erkekler ararlar. Çoğu kez '' aaa, bu kız şu kel adamla nasıl evlenir'' türünden soruları soruyor olacaksınız. Kısacası kendinizi ağırdan satın. Yaşınız ileri değilse tarz gözüken, az bilinen ve ilginç işlerşe uğraşın,  ilerideyse önceliği ayaklarınızın üzerinde durmanın yollarına bakmaya verin.

*Unutmayın 18-25 yaş arasını ne kadar mutlu, sağlıklı ve verimli bir şekilde doldurursanız ileride o denli sağlıklı bir ömür yaşama olanağı bulursunuz. Toplumun doğruları her zaman evrensel doğrularla uyuşmayabilir. Siz fırsat buldukça evrensel değerlerden ya da geleneksel öğretilerinizden atıflarda bulunun ama özellikle Türkiye gibi çelişkilerle dolu bir ülkede yaşadığınızı unutup şaşkınlık ve boş bulunmuşluk anlarına sık düşmeyin.

21 Nisan 2014 Pazartesi

Şarap Yapımı (Evde) Üzerine...

Evde Şarap Yapımı Üzerine... 

Şarap yapımı, aslında ilgi ve uğraş alanlarımın içerisinde daha önceden yer edinmemiş ve birer deneme olarak kalmış uğraşılardandır. Çocukluk yaşımda elimin altında bilgisayar ve internet yoktu...Doğal olarak elimin altında ulaşabileceğim kaynaklar satın alınmış, çoğunlukla TÜBİTAK popüler gençlik ve çocuk kitapları dizisindendi, ya da herkesin evinde bir dönem olmuış olan 'Meydan Larousse' ansiklopedileri...
Kimya üzerine yazılmış böylesi bir kitapta meyvelerden şarap yapıldığını okumuş ve şaşırmıştım. Meyvelerin kendisi benim için birer tatlıydı, şarap eldesi de ne demek oluyordu?...

Ansiklopedilerden öğrendiğime göre de bu liste epeyce uzundu. Japonlar pirinçten (sake) , Türkler sütten (kımız) , Avrupalılar arpa ve baldan, her ulus ya da kültür zaman içinde çok değişik kaynakları kullanarak içkiler yapmışlar.

Yakın bir komşumuzun kendi memleketinden bize armağan olarak getirdiği kuşburnu taneleri önceleri evde pek ilgimi çekmemişti. Yalnız, babam bu meyvelerin suyunu tencerede kaynatıp bir içecek biçimine getirdiğinde benim de aklımdan ''bu meyvenin de şarabı olmaz mı'' diye bir soru geçti...

Buzdolabına konmuş olan kuş burnu suyunu hemen çıkarıp elime ansiklopediyi de alarak basit bir şekilde şarap yapımı denemesine giriştim...



Araçlar

*Cam kavanoz

*Plastik kaşık

*Siyah torba (3-4 tane)

*Dolap (karanlık, oda sıcaklığında, hareketsiz olacak)

Gereçler

*Elde Üretilmiş Ilık Doğal Meyve Suyu (Kuşburnu suyu kullandım)

*Şeker

*Bira Mayası

*Ilık Su

*Plastik Bardak


Yapımı:

Plastik bardağımızın içine satın aldığımız bira mayasından bir çay kaşığından biraz fazla olacak şekilde koyuyoruz ve üzerine ılık sudan azar azar koyarak tümüyle çözünmesini sağlıyoruz.

Ardından cam kavanozumuzun içine yarısına gelecek kadar meyva suyumuzdan koyuyoruz ve içine iki-üç tatlı kaşığı şeker katıp karıştırıyoruz.

Kavanozumuzun içine suda çözdüğümüz bira mayasını döküp karıştırıyoruz.

İşlemimiz bitti. Şimdi kavanozun ağzını hava almayacak şekilde kapatıyoruz. Daha sonra içine ışık sızmaması için 3-4 kat siyah poşete sarıyoruz ve karanlık-sarsılmaz bir dolaba kapatıp 3-4 ay bekliyoruz...


SONUÇ
 Bu işlemlerde kesin ölçü vermediğimi görmüşsünüzdür. Ölçü vermedim, çünkü o gün bu ölçüleri  tümüyle kafama göre almıştım. Aradan üç-dört ay geçtikten sonra kavanozumu yerinden hiç sarsmadan yavaşça aldım ve dikkatlice poşetlerinden soydum. Kapağı açmamla birlikte burnuma keskin bir alkol kokusu gelmişti. Bu beni oldukça heyecanlandırmıştı. Kavanozun görünümü ise şöyleydi:

Kavanozun dibinde çamur gibi çökmüş kil renginde tabaka vardı. Üstünde ise su gibi berrak bir sıvı vardı. Yüksek olasılıkla çok fazla malzeme katmıştım ve alttaki tabaka bu çökeltiyi oluşturuyordu. Yaptığım bu şarabı kendim denemedim. Çünkü alkole karşı antipatim vardı (bu günde dahil). En yakın deneklerim aile bireyleriydi! Önceleri ürktüler, çünkü ne yaptığım üzerine bilgileri yoktu. Kavanozu gören kaçıyordu, ardından zekice davranarak berrak sıvıyı bulandırmadan bir çay bardağına boşalttım. Şarabım şimdi daha az korkutucuydu, üstelik tertemiz ve parlaktı. Burnunu bardağa götüren yudumlamaya başladı, daha yok mu türünden bakışlara tanık oldum.

Başarıya ulaşmıştım!
Daha sonradan öğrendiğime göre bira mayası ile yapılan içkiler mideye dokunurmuş. Üzüm gibi meyvelerde ise dışarıdan maya katılmasına hiç gerek olmadan şarap yapılıyormuş. Benim bu şekilde başarı göstermemden sonra babamda heveslenmiş, kendisine benden daha ustaca yöntemlerle şaraplar yapmaya başlamıştı. Yine bir uğraşıya öncülük etmiş, geride güzel bir anı bırakmıştım. Bir kaç ay sonra Japonların pirinçten içki ürettiklerini anımsayarak aynı yöntemle haşlanmış pirinç suyundan şarap yapmaya çalıştımsa da nedense aynı başarıyı gösterememiştim...Bugün olsa elimin altındaki internetle belki de çok daha başarılı çalışmalar yapabilirdim...


2 Aralık 2013 Pazartesi

Çalgı Teli Yapımı


Kolay Çalgı Teli Yapımı (Kendi Buluşumdur)


* Ev yapımı çalgı yapma uğraşılarım süresince genellikle, kullandığım çalgılardan çıkardığım eski tellerle denemeler yapardım. Bu teller dışına çelik sırma sarılmış tellerdi. Kullanıldıkları çalgılar için uygun olmuş olsalarda kendi yaptığım çalgılardan elde etmek istediğim doğal sesi veremiyor, üstüne oldukça sert olmaları nedeniyle kullanımları güçlük çıkarıyordu.

 Bu yazımda özellikle yaylı çalgılarda kullanılabilecek, oldukça doğal bir ses veren ve çok yumuşak olması nedeniyle en dik baskılarda bile falso vermeyen bir telin yapılış yöntemini vereceğim. Mızraplı çalınan çalgılarda olta misinası gibi polyester gereçler kullanılabiliyor, gel gelelim yaylı çalgılarda durum biraz değişiyor. Misina teller yayı çalgılarda üst perdelere çıktıkça falso verebiliyorlar ve kimi çalgılarda temiz ses verirken kimilerinde çalışmak istemeyebiliyorlar. Oysa bu yöntemle üreteceğimiz telin naz yapmayı sevmediğini söyleyebilirim. 


Telimizi yapmak için hiç bir şeye para vermeyeceğiz. Elinizde 0.2 mm lik sıradan bir dikiş ipliği (polyester iplik olmalı) varsa hemen yapıma başlayabilirsiniz. Polyester ipliğiniz açık bir renkte olursa iyi olur, nedenini açıklayacağım.

Öncelikle belirtmek gerekir ki polyester iplik seçmemizin nedeni ucuz, dayanıklı, kolay bulunan bir gereç olmasıdır. Pamuk gibi ipliklerle çalgı teli olmaz, çok az bir gerilmeyle koparlar, üstelik yaylı çalgı için gerekli olan yüzeyin sürtünme özelliklerini taşımazlar. Eski çağlarda Orta Asyadaki yaylı çalgıların telleri için at kılları kullanılırdı. Özellikle Doğu Asyadaki çalgıların telleri de ipek ipliklerinden yapılırdı. Dikkat ederseniz saçlar, hayvan kılları ve ipekler; parlak yapıda olan, elinize sürttüğünüzde bile cırıldayan sesler
 çıkaran ilginç gereçlerdir. Keşke elimize ipek iplik ya da gerçek at kılı geçse de biz de denesek... Bulması olanaksız değil, buna karşın profesyonel bir müzisyen değilseniz para harcamaya da gerek yok, şimdilik elimizde bütçeye çok uygun bir polyester var :)

Ben burada tek bir polyester ipliğin nasıl yapılacağına değineceğim. Ardından bu ipliklerin bir araya getirilip neler yapılabileceğine değineceğim.

SES ÖRNEĞİ :
 (Uyarı: Bu Örnek Kendi Yaptığım Çam Göğüslü Çalgıdan Alınmıştır. Bilindik Türden Yaylı Çalgılardan Ya Da Mızraplı Çalgılardan Bambaşka Sesler Verebilmektedir.)

Bağlantıya Tıklayınız:

http://vocaroo.com/i/s0TJaGanyC8d

Bağlantıya Tıklayınız:

Araç gereçler

Araçlar

*Makas

*İki adet İçi dolu, hafif ağırca düzgün bir silindir çubuk (tükenmez kalem benzeri bir şey de olur.)



Gereçler


*Dikiş ipliği (Polyester iplik -çok ince olmaması gerek 0.2 mm kalınlığından az olmamalı.)


*Japon Yapıştırıcısı ya da tutkal.


*Reçine (yalnızca yaylı çalgılar için gerekli)



Bir polyester ipliği çalgınıza geçirip gerektiği kadar gererseniz ve yeterince reçine sürerseniz ya da mızrap vurursanız ondan hiç ses alamaz mısınız? Neden olmasın; alırsınız doğal olarak. Gel gelelim dikiş ipliği olarak üretilen polyester ipliklerin dış yapısı gerilme altında bırakıldığında bozulmaya uğramaktadır. Polyester ipliklere yakından bakarsanız yüzlerce küçük çaplı iplikçiğin döndürüle döndürüle bir araya gelerek oluşturduğu sarmal bir yapıda olduğunu görürsünüz. Eğer bu ipliği elinize alıp iki yandan çekerseniz. Bu sarmal yapının bozulduğunu, sık bir biçimde sarılmış bu ipliğin sargılarının seyreldiğini görürsünüz. İşte tam da bu nedenden dolayı ipliği olduğu gibi çalgınıza takamazsınız. Çalgınız yüksek ses vermez, verdiği seste bozuk ve istikrarasız olur. Bizim ilk uğraşımız sargıların sayısını ipliğin doğal sarmalını bozmadan arttırmak...
Sakın çözülmüş bir ipliği yeniden sarmaya çalışmayın, makarasından çıktığı andaki ilk düzenli yapısı bozulmuşsa ondan bir daha hayır gelmez.

Yapımı

Ne kadar uzunlukta tel kullanacağınızı ölçün. Sonra da bu uzunluğun bir çeyreği kadar fazlasını alarak iplik kesin.
Kaç santim ip kestiğinizi bir yere not edin. Bu arada ipi keserken çok germeyin ya da gevşek tutmayın. Yoksa ölçüler oynar.

İpliğinizin bir ucunu silindire bağlayın. Yalnız bunu yaparken boşa iplik harcamayın, düzgün ve yeterince ip harcayarak düğüm atın.

Şimdi ipliğinizin öteki ucunu da ikinci silindire önceki gibi bağlayın.


Bu nokta çok önemli:

Silindirin birisini elinizle kaldırın ve silindire çok yakın bir yerden iki parmağınızla ipi tutarken silindiri kendi ekseni çevreinde döndürğün. Silindir çubuk dönerken  parmağınızla onıun arasında kalan bölüme iyice bakın, siz çubuğu döndürürken ipliklerin sarımı çözülüyor mu, yoksa sıkılaşıyor mu? Eğer çözülüyorsa yanlış yöne döndürüyorsunuz demektir. Demek ki ipliğinizin sarım sayılarını sıklaştırmak için tersi yöne döndürmelisiniz.

 İşte bu mantıkla çubuğun birini elinizle havada tutarken, öteki elinizlede alttaki çubuğu iki parmağınızla fırıldak gibi döndürmeniz gereken yöne doğru döndürün. Çubuk hızlı bir biçimde kendi ekseninde dönerken  ipliğinizin hızla sıkışmaya ve sarım sayılarının artmaya başladığını göreceksiniz.
İpliğiniz sarıldıkça boyu kısalmaya başlayacak, en başta gerekenden uzun ip kesmemizin nedeni buydu.

bağırsak, dikiş, el, fiyatı, fiyatları, gitar, ipek, iplik, keman, kemane, kopuz, nasıl, polyester, sırma, tel, teli, telleri, yapılır, çalgı,

Aynı anda ipliğinizin pürüssüz olmaya başladığını, ipin üstüne ışık vurduğunda saydammış gibi ışığı geçirmeye başladığını başladığını göreceksiniz. Sıradan bir ipteki sarmalların yatayla yaptığı açı gerekenden çok az iken, sizin sardığınız iplikteki sarım çizgilerinin  90 dereceye doğru yaklaşan bir diklikte olduklarını göreceksiniz. Bir çalgı için böylesi özellikleri olan bir tel en uygun olanıdır.


Ne kadar döndürülecek?

Eğer çubuğu gerekenden çok döndürmüşseniz ip gerekenden çok sarılmış olur, ardından alt çubuğa yakın olan yerden burulmalar, yamulmalar olmaya başlar. Bu kadar sarmanıza gerek yoktur. Sıradan bir ipliğin iki sarmalının arasındaki uzaklığa sizin yaptığınız telden en az 6 sarmal sığmalı. İpliğinize göz attığınızda oldukça dik ve küçülüp sıkılaşmış sarmal çizgileri görüyorsanız sarım sayısını abartmanıza gerek yok. Yalnız; sarım yaparken arada bir iki çubuktan tutarak telinizi hızlıca gerip gevşetin gerip ki sarımlar iyice yerine otursun. Eğer sarma işlemi yeterliyse ipliğinizin boyunu hemen ölçün. Kısaldıktan sonraki uzunluğu not edin ki, bundan sonra ona eş olacak yeni bir tel sarmak isterseniz sarım sayıları tur sayısına bağlı olarak eş olsun. İlk tel sarımdan sonra 10 santim kısaldıysa, ikinci yaptığınız teli de 10 santim kısalana kadar döndüreceksiniz demektir. Ölçüleri özenle alınız.


 Şimdi ipliğinizin alttaki çubuğunu yere koyun ve elinizde tuttuğunuz çubuktaki ipi halkasını bozmadan çıkarın. Ardından Bu halkanın heman atından düzgün bir zemine bantlayın. İpi çıkarırken ipliğinizin boşalıp çözülmemesine özen gösterin ve çok az gergin tutarak ipliğin iki ucunu birbirinden uzak tutun. Yoksa ipliğiniz kendine dolanır.
İpliğin alttaki ucundaki halkayı da çubuktan kurtarın ve zemine bantlayın. İpliği çok germeyin, çok gevşekte tutmayın. Zeminde düzgün bir biçimde boylu boyunca uzanmış iki ucu zemine bantlı ipliğiniz artık çalgı teli olmak için hazır.

 Bu aşamada aynı iplikten çalgınıza birden çok takacaksanız yaptığınız iplikleri zemine teker teker bantlayarak biriktirebilir, ardından  iplikleri çözmeden onları yerlerinden alarak çalgınıza geçirebilirsiniz. İplikler çalgı burguluklarının delikleirinden geçemeyeceğinden dolayı (çünkü uçları halkalı ve sarılı durumdadır) burguluğa geçecek iplik ucunu bakır bir tele bağlayıp japon yapıştırıcısı ile sağlamlaştırdıktan sonra burguluk deliğine bakır teli sokup o biçimde takabilirsiniz. Diğer yöntem ise halkanın düğümlendiği boğaza japon yapıştırıcısı sürüp ipliğin dağılmaması sağlandıktan sonra halkanın kesilip atılarak ucu japonla sertleştirilmiş ipliği burguluğa geçirmektir. Burguluğa geçen ipliği burguluk attığında çözülmemesi için burguluğa düğümlemeniz çok daha güvenli olur. 
İpliğinizi çalgıya taktıktan sonra yayların sürteceği bölüme bolca reçine sürüp yedirin.
İnce bir iplik yeterli sesi vermeyebilir. Ya birden çok iplik takacaksınız, ki bu iniltili doğal bir ses verir, ya da tek parça kalın bir polyester kullanacaksınız,o da açık bir ses verir. İplikleriniz çok ince olursa bir kaç ayda bir değiştirmeniz gerekebilir, kalın iplik kullandıkça kullanım süresi artar.



Mızraplı Çalgılar İçin Ne Türlü Bir Yöntem Uygulanacak?

Mızraplı çalgılar için üstteki yöntemle ürettiğiniz telden üç-dört tane yapacaksınız. Ardından bütün bu telleri yine sargı yönleri eş olacak biçimde çubuklara bağlayıp yine döndürme işlemi yapacaksınız. Bir araya getirilip hem kendi içlerinde hem dışlarında bu biçimde döndürülerek sıkılaştıtılmış olan tek parça polyester tellerden çok güzel sesler çıkmaktadır. Eğer ipliğiniz kalın ise tek bir polyester iplikten de size gereken teli elde edebilirsiniz.


       Resim 1: Büyütülmüş Görüntüyle Karşılaştırmalar. Kırmızı Çizgiler Sarımların Yaptıkları Açının Son Aşamada Nasıl Düzene Girdiğini Ve Dikleştiğini Gösteriyor.