Google Arama

Custom Search
çocukluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çocukluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ocak 2013 Çarşamba

-AD BENZERLİĞİ DUYURUSU-

Yakın zamanlarda internette ''ugrasi.com'' adıyla bir internet sitesi açılmış olduğunu gördüm. Bu sitenin benimle bir ilgisi yoktur. Dört yıldır yazılarımı yayınladığım ugrasi.blogcu ve onun kardeşi olan ugrasi.blogspot.com un adlarının kullanılarak açılmış olduğu ise açıktır; çünkü içerik türü benim bloğumun içerik türüyle aynı doğrultuda gitmektedir. Okuyuculara duyurulur... 

8 Ağustos 2011 Pazartesi

Mahalle İçi Savaşlar-3 (KUM DÜZÜ SAVAŞI-2 )


                                   => Yazının Bir Önceki Kısmını Okumak İçin Tıkla 
Bir çığırtı kopararak elimdeki tüm taşları fırlattım havaya ve gülünçtür ki kendi bu kez siperlerimize doğru hücuma geçtik. Ortalığı dağıtan bu düşman askeri, kendi yıkılmaz ''Doğal'' siperine sırtına yediği bir kaç taşla beraber atlayıp gözden kayboldu hemencecik. Ama giderken de boş durmayıp bize verdiği zararı kat kat artıracak bir kaç manevra da yapmayı unutmadı. En son baştaki askerime siperini koruması için emir vermiştim ama dinlememişti işte.
               

Harita6: Kum Düzünü Geri Alma Mücadelesi. Bu an, olmadık yerde olmadık mevziler almamıza neden olmuş ve cephemizde bir süre devam edecek olan çöküş ve panik havasını yaratmıştı. Benim Kuvvetim Hem Saldırı Hem Savunma Yapıyor.

Kum Düzü tepesini geri almıştık...
Hemen yıkılan kuyularımıza geçip savaş durumunu sürdürdük. Bu sırada düşman çoktan yeni saldırı düzenini almış ve bizim cephemizdeki karmaşayı fırsat bilip her yönden saldırıya geçmişti. Tanrım! Savaşın bu noktasında yenilecekmiydik yoksa?
Ya askerlerimin yıkılan siperleri nedeniyle moralleri olduğundan fazla bozulmuşsa, ya siperlerimiz hasar gördüğünden savunma durumunu bir türlü alamazsak, cephanemizde azalmış!!!...Düşmanın sığınağı yıkılmaz doğal uçurum nasılsa! Buraları bırakıp kaçmaya başlarsak bunun utancını nasıl kaldıracağım ben? Hayır! Böyle bir şey asla olmayacak! Sonuna kadar Direneceğiz!


-HAAAAAAAAAAAA!!!!!!!!!!

Siperlerimizi, savaş sürerken zar zor da olsa onarmayı başarmıştık. Hiçbir zaman eskisi gibi olmayacak olsalar da bize yeterlerdi. En azından benim siperime ulaşacak kadar sokulamamıştı düşman. Bu da beni biraz olsun sevindirdi.
Son olarak düşman hattımıza girerken ve çıkarken ön savunma hattımızı oluşturan diktiğimiz çapraz korkuluk sopalarını ve küçük kaldırım taşı duvarlarımızı da yıkmıştı ama, bunları onaracak kadar siperin dışına çıkamadık ve zaman da kaybetmek istemedik. Çocuk sırtına o kadar taş yediği halde, kaçarken yıkmasaydı ne çıkardı şu duvarcıkları!...
  Tüm bu hareketler sırasında savaşın başında depoladığımız bombalarda tükenme noktasına gelmiş ve son olarak ta düşman grubunun siperlerimize yaptığı ufak çaplı hasarda dağılıp gitmişlerdi. Kendimizi savunmamız ve sonrasında saldırıya geçmemiz için mutlaka cephane toplamalıydık. Son dakikalarda gördüm ki yanımızda yöremizde ne varsa fırlatmaya başlamışız. Siper kazdığımız sopalar ve havada ufak duman bulutları bırakarak ilerleyen kumlar...
Tükenen cephanemizin durumu hakkındaki bilgiyi, en son siperdeki arkadaşa hemen ilettim ve o da gönüllü olarak bomba toplamaya çıktı. Ama bundan önce kendimizi yeni cephane gelesiye kadar biraz olsun idare etmek için, önce ben yerimi bırakıp biraz taş topladım ve arkadaşlara verip yerime geçtim.
Bomba toplamak savaş alanında yapılan en zor işlerden birisiydi. Bir yandan taş arıyorsunuz, bir yandan gelen taşları savuşturmaya çalışıyorsunuz, arada bir de kendi topladığınız taşları karşı tarfa savurup topladıklarınızın azalmasına neden oluyorsunuz. Bunları herkese dağıtmakta apayrı bir zorluktu. Karşı taraf yaptığımız her hareketi izleyip bize nefes aldırmamaya çalışıyordu.


-Bombaları bittiiii! Saldırıııııeeeeaaaıııın!, Bomba toplamalarına izin vermeyiiiiğğiiiinn!, Zafer biziiiim!

''Çat, çut, küt pata, güm!''

+Gelin bakalım! bombamız yoksa kumumuz sopalarımız var!...Saldırın arkadaşlar, bırakmayın siperleri!.

Bizim öbekten bir kişi kaçar gibi oldu bir an. Tereddüt edip geriye kaçıldı, ama benim zafer umuduyla dolu sözlerimi işitince geri girdi yerine...
(Karşı siperlerden birkaçı yerinden çıkma özgüvenini bulur ve bize doğru saldırıya geçer, ama biz yerdeki inşaat kumlarını nefes almadan ardı ardına sürekli yüzlerine doğru fırlatmaya başlayınca göremeyen gözlerini elleriyle kapatarak dururlar ve bizler delirmiş halde bağıra bağıra kum attıkça en sonunda geri çekilirler. Bu arada birbirimizle boğuşurcasına kenetlendiğimiz durumlarda yaşanır. Ama elimize yeni geçirdiğimiz her bomba, bu sahneyi dağıtıp bizim saldırıları püskürtmemizle sona erer.

            

Harita7: Geri Çekiliş. Toparlanma sürecimiz Boyunca Düşman Askerleri Ön Savunma Hatlarımızı Çoktan Geçmiş Ve Ana Savunma Hatlarımızı Zorluyorlar. Biz İse Ana Savunma Hatlarımızı Bırakmamaya Çalışarak Uygun Uzaklıkta Mevzilenmeye Çalıştık. Uç Köşede Ben Her Tehlikeyi Göze Alıp Ana Savunma Hattımızı Koruyorum. Bu Hareketim Askerlerimi Yüreklendiriyordu Ve Benim Yakınıma Gelmeleri Yolunda Onları Yüreklendiriyordu.


+Bomba geldiieea! Alın, hemen sende al, tamam şuraya depolayın, depoyu koruyun!

+Saldırııınnn!! Acımayın, Püskürtün onları!

+Ala, Ala, Ala, Ala, Alah! (Bir çocuk gaza gelip çocuk sesiyle mehter marşından aklında kalan nağmeleri çığırır)

+İşte buu! onların siperine saldırın, yıkın heryeri!
(Düşman grubu siperleri terk edip ana yurdun düzlüğüne doğru geri çekilmeye başlar...)


Resim7: Bir Saldırı Anı. Bu Sahne Bir Savaş İçinde Defalarca Kez Tekrarlanır...

-Hayo Hayırr, siperimizi bozamazsınız!

+Siz bizimkileri bozuyordunuz ne haber? 

                           

Harita8: Zafere Giden Yol. Beyaz Boşluk Olarak Görülen Geri Çekilme Sonucu Durduğumuz Eski Yerler Ve En Sonunda İlerleyip Durduğumuz Yeni Yerler. Buradaki Hareket Oklarımıza Bakıldığında Bir Merkezde Toplanıp Dağıldıklarını Görebiliriz. İşte Bu Nokta Yeni Cephane Getiren Askerimizin Yığınak Noktasıdır. Burada Ceplerini dolduran Her Asker Saldırıya Geçmeye Başlar. Bu Darbemizle Savaşın İçindeki En Önemli Anlardan Birini de Yaşamış Olduk. Şüphesiz Ki Burada Anlatılan Bu Hareketler Bu Savaşın İçinde Bir Çok Kez Tekrarlandı Ve Ben Sadece Bir Kesitini Alarak Aktarımını Yapıyorum.

(Ama zafer sarhoşluğu ile siperlerimizden çok uzaklaştığımız için bombamız ve saldırı gücümüz azalmıştır. Oyun da bu kadar çabuk bitirilmemelidir... Ana yurda kaçan ve henüz parkın yapılmadığı zamanlar olduğundan yerde bir çok iri çakıltaşı bulan düşman grubu eline ne geçerse bize atmaktadır ve sonunda bizimde başka bir seçeneğimiz kalmaz...)

+Hiiiiiii!, bombamız bitti geri çekilin, nasıl olsa bu çatışmayı biz kazandık! Hemen siperlere geri dönün, onlar yerlerini tam olarak almadan atışa başlayın, toparlanamasınlar!

Savunmaların ve saldırıların bir anda olup bitiverdiği bu anlarda, savaş alanının dışına çıkarak cephane toplayan arkadaş, siperlerimizi ağzına kadar doldurmuştur.

+Aferin sana bu ne böyle oğlum! Nasıl topladın bu kadar taşı sopayı, senin rütbeni yükseltiyorum ve sana savaşın en çalışkan askeri ünvanını veriyorum!...


Yarım saat kadar sonra...                                                                                             Savaş tüm hızı ile sürerken bir ara karşı tarafın atışlarının önce azalıp sonra kesildiğini hissettik. Siperlerdeki hareket durmuştu. Birbirimize ne olduğunu sorarken Düşman grubundan bir ses yükseldi:
-Savaşı Durduruuuun!
Önce anlam veremediğimiz bu sesin önce bir tuzak olduğunu düşündüm ama bir takım konuşma seslerini duyunca bu şüphem, yerini meraka bıraktı. Yavaşça doğrulup uçuruma doğru yürüdüm... Karşı taraftan bir arkadaş meğer evden çağırılmış ve savaşı bırakacağını söylüyordu. Eyvah! oyun bitmiş miydi şimdi?
Hayır, olmamalıydı bu. Hemen oyundan ayrılmaması için bir iki söz zırvaladım ama çocuk kararlıydı. Onlara savaşı bitirirlerse yenilmiş olacaklarını söyledim ve bu sözümle beraber önceden gevşemiş olan düşman çocuklar kendilerini toparladılar. Ama en büyük güçlerinden birisini kaybetmiş oldukları için huysuzlanmaya başlamışlardı. Siperler için ayak oyukları kazan, duvarlar ören bu velet gerçektende grubun önderi gibi birşeydi. Ayaklarını sürüye sürüye savaş alanını terketti...
Evet, cephelerde saplanıp kaldığımızdan ve karşılıklı atışmalarımızda bir üstünlük sağlayamadığımızdan savaşımız saatlerdir bitmek bilmiyordu ama bu durum oyunu sonuçsuz bırakmamıza neden olmamalıydı.
Bunları düşünürken aklıma gelen bir fikir beni yeniden canlandırmıştı.
Ağzıma girmiş olanca kum, dişlerimin arasında çatırdıyordu. Tırnaklarklarım kazmaktan çizilmiş ve iç çamaşırlarıma kadar toza bulanmıştım. Henüz terlememiş olan bıyıklarımda biriken ince kumları yaladıkça, ağzıma çamur tadı çalınıyordu. 
            Savaş Anı. (Kum Düzü Savaşı) Uğraşı. Saydam Yüzey (Cam, CD Kapağı vb.) Bakır Levha Ve Bakır Oksit Eldesi Güneş Pili Güneş Pili Nasıl Çalışır? (Çalışma Prensibi) Klor Gazı Üretimi Elektroliz Şeması Pas (Küf) Nasıl Sökülür, Çıkarılır Direnç Hesaplama Programı Zırh (Miğfer) Zırhlara Bürünmüş Görünümüm Roma Lejyoneri (Roman Legioner) ugrasi.blogcu.com ugrasi uğraşı occupation hobi ev el home hand kolay öykü anı günlük anıları basit easy eğlenceli eskiden oynanan oyun oyunlar çocukluk boş zaman oyuncak yapımı made evde nasıl yapılır deney deneyi experiment mahalle içi savaşlar anıları eski hatıralar günleri eylenceleri eylencesi kartopu çamur siper planı haritası tüftüf mazı kağıt uçak siper taş toprak kazma kazı sopa kum günlüğü anısı eğlenceli zaman geçir karakalaem resim çalışmaları çalışması nasıl çizilir çiz kurşun kalem animasyon öykü roman hikaye şiir canlandırma animasyon kılıç kalkan zırh filmi topuz osmanlı 1. dünya 2. dünya franpiyus marşı bayrağı parası saldırısı meydan bozgunu bayrak hile hileleri taktikleri taktik
Resim8: Bir Savaş Anından Kesit. Düşman Askerlerinin Otlara Ve İplere Tutunup Yaptığı Yükselme Hareketleri Ve Ardından Gelen Atışları da Görünüyor.


Kirpiklerimde duran bir kaç beyaz taş parçacığını elimle ovalayıp atarak, Alın! dedim.
-Adamlarımızdan ikisini size verelim! Bakın! Ordumuzdaki en iyi atıcıdır bu asker, alın! Hatta ötekini de alın!
-Bunu duyan düşman grubu önce ne olduğunu anlamadı ama benim umut dolu bakışlarım ve sözlerim keyiflerinin yerine gelmesini sağladı.
Anlaşma sağlandıktan biraz sonra karşıya geçecek arkadaşın kulağına bir kaç şey fısıldayıp gönderdim.
Savaş yeniden başlamıştı. Tüm hızımızla taş savurmaya devam ediyorduk ama karşı taraftan gelen atışlar oldukça sıska ve seyrek atışlardı. Attığımız dört-beş ataşa karşılık anca bir-iki taş geliyordu isabetli olarak.
 Böylece bir beş dakika geçtikten sonra artık bu işten sıkılmıştım. Oyuğumun yanına, kumun hemen üstüne bıraktığım, ucunda bayrak asılı kılıcımı elimle kavrayıp yukarı doğru dikilttim ve olanca gücümle HEEEEEYYYT!' diye bağırdım. Gürültü patırtı arasında duyulmayan sesimi daha da yükselterek bayrağı sağa sola doğru salladım.
Hemen sonra düşman grubundan bir ''Bıraksana Len!!'' sesi gelmiş ve karşıdan gelen  atışların hepsi durmuştu. Hiç ara vermeden bizimkilere ''Koşun'' emri verdim ve yerlerimizden tozlar kaldırarak mezarından fırlamış cesetler gibi ayaklanıp uçurum ağzına doğru koşup, ardından yavaşladık.
Manzara acıklıydı.
Karşı tarafa gönderdiğimiz askerlerimiz, kurduğumuz tezgahtan habersiz olan düşmanların yanında savaşırken birden savaşı bırakıp, ellerini kollarını tutup kavramışlardı. Düşmanlar etkisiz hale getirilmişti. Şimdi de yerlerinde çırpınan bu askerleri durdurmaya çalışıyorduk. Düşman askerlerinden birisiyle kargaşanın içinde bir ara göz göze geldik. Bana olan kızgınlığını okuyabiliyordum gözlerinden. Bana bakan asker çırpınmayı kesince diğerleri de durdu.                                       Savaş bitmişti...
        Kum Düzü...(Mahalle İçi Savaş Anıları) Uğraşı Savaş Anı. (Kum Düzü Savaşı) Uğraşı. Saydam Yüzey (Cam, CD Kapağı vb.) Bakır Levha Ve Bakır Oksit Eldesi Güneş Pili Güneş Pili Nasıl Çalışır? (Çalışma Prensibi) Klor Gazı Üretimi Elektroliz Şeması Pas (Küf) Nasıl Sökülür, Çıkarılır Direnç Hesaplama Programı Zırh (Miğfer) Zırhlara Bürünmüş Görünümüm Roma Lejyoneri (Roman Legioner) ugrasi.blogcu.com ugrasi uğraşı occupation hobi ev el home hand kolay öykü anı günlük anıları basit easy eğlenceli eskiden oynanan oyun oyunlar çocukluk boş zaman oyuncak yapımı made evde nasıl yapılır deney deneyi experiment mahalle içi savaşlar anıları eski hatıralar günleri eylenceleri eylencesi kartopu çamur siper planı haritası tüftüf mazı kağıt uçak siper taş toprak kazma kazı sopa kum günlüğü anısı eğlenceli zaman geçir karakalaem resim çalışmaları çalışması nasıl çizilir çiz kurşun kalem animasyon öykü roman hikaye şiir canlandırma animasyon kılıç kalkan zırh filmi topuz osmanlı 1. dünya 2. dünya franpiyus marşı bayrağı parası saldırısı meydan bozgunu bayrak hile hileleri taktikleri taktik harabeleri kalıntıları arkeolojik yıkımı
Resim9: Harabeler...
Bir oyunla da olsa bu bitmez kısır döngüyü bitirmiş ve savaşın galibi olmuştum.
Ertesi gün gruptan ayrılan çocuğun karşısına geçip ona defalarca bir savaşı kaybettiğini hatırlatıp eğlenmek hoş olacaktı. Yakaladığımız askerleri esir alıp, uyduruk bir sorgulama yeri yaptık ve hiç olmayan şeyleri anlatmaları için onları zorlayıp durduk. En sonunda akşam olduğunun farkına varıp tüm kaslarımın yorgunluğu ve yaşadığım susuzluk içinde esirleri serbest bıraktırdım. 
Evlerimize dağıldıktan sonra geride, içi kumla dolmuş oyuk siperler, Yıkılmış bir kaç savunma duvarı ve sonsuzluğa karışacak olan ayak izlerimiz kalmıştı. Eve gittiğimde yine apartman da soyacaktı annem beni tabi ki.
Çamaşırlarımdan dökülen olanca kum, apartmana hoş bir toprak kokusu yaymıştı... 
            Batan Güneş. Elveda Anılar Kum Düzü...(Mahalle İçi Savaş Anıları) Uğraşı Savaş Anı. (Kum Düzü Savaşı) Uğraşı. Saydam Yüzey (Cam, CD Kapağı vb.) Bakır Levha Ve Bakır Oksit Eldesi Güneş Pili Güneş Pili Nasıl Çalışır? (Çalışma Prensibi) Klor Gazı Üretimi Elektroliz Şeması Pas (Küf) Nasıl Sökülür, Çıkarılır Direnç elveda Hesaplama Programı Zırh (Miğfer) Zırhlara Bürünmüş Görünümüm Roma Lejyoneri (Roman Legioner) ugrasi.blogcu.com ugrasi uğraşı occupation hobi ev el home hand kolay öykü anı günlük anıları basit easy eğlenceli eskiden oynanan oyun oyunlar çocukluk boş zaman oyuncak yapımı made evde nasıl yapılır deney deneyi experiment mahalle içi savaşlar anıları eski hatıralar günleri eylenceleri eylencesi kartopu çamur siper planı haritası tüftüf mazı kağıt uçak siper taş toprak kazma kazı sopa kum günlüğü anısı eğlenceli zaman geçir karakalaem resim çalışmaları çalışması nasıl çizilir çiz kurşun kalem animasyon öykü roman hikaye şiir canlandırma animasyon kılıç kalkan zırh filmi topuz osmanlı 1. dünya 2. dünya franpiyus marşı bayrağı parası saldırısı meydan bozgunu bayrak hile hileleri taktikleri taktik harabeleri kalıntıları arkeolojik yıkımı
Resim10: Elveda Size Anılar...

   YAZI DİZİSİNİN EN BAŞINA GİTMEK İÇİN TIKLA
İlgili sözcükler: ugrasi, blogcu, uğraşı, deney, gözlem, anı, düşün, araştır, öğren, uygula, ev, yapımı, el, yapımı, evde, elde, yap, nasıl, elektrik, elektronik, jeoloji , yer bilimi, kimya, fizik, eğlence, oyun, basit, kolay, model, çalışma, prensibi, savaş, savaşı,  oyunu, çocuk, anı, anılar, çocukluk ,90 lar, 80 ler, cephe, mevzi, hat, tarih, tarihi, Türk, osmanlı, mehter, zaferi, barış, antaşma, ,bayrak ,bayrağı, haritası, haritalar, haritaları, savaşçısı ,savaşçı

10 Temmuz 2010 Cumartesi

Tüftüf Oyunu Üzerine DEV YAZI Dizisi! (1)

1.KISIM  


Resim1: Tüftüf kullanan bir çocuk


BAŞLI BAŞINA İLGİ VE EĞLENCE ODAĞI
Kapsamlı Bir Tüftüf Çalışması Yapma İsteğinin Altında Yatan Derin Nedenler: Basit Bir Şey İçin Neden Bu Kadar İstek?

İnsanlar düşünsel olarak ya da fiziksel olarak büyüdükçe üzerinde durdukları olgular, olaylarda değişiyor ve bu değişimler ilgi duydukları alanlara, olaylara bakış açılarına ve becerilerine de yansıyor, bir yetenekleri var ise de o yetenekleri daha fazla gelişiyor.

En güzel anılarımı yaşadığım, eski oturduğumuz yer de her ne kadar doğa ile iç içe olsam ve mutlu olsam da sosyal açıdan doyurucu bir yer değilmiş ki yeni yerimize taşındığımda yaşadığım değişimlerin çok azını bile görememişim.

İlkokul yıllarında, taşınmamızdan sonra askeri üsten kalkan savaş uçaklarının inişe geçtiği zaman iyice alçalarak bizim mahallemizin tepesinden geçmesi bende aşırı derecede savaş uçağı merakı doğurmuş ve epeyce büyüğümü bu konuda sıkmayı başarmıştım.

43 tane değişik modelde savaş uçağı oyuncağının yanı sıra kendi yaptığım, satın aldığım ve üsle ilişkisi olan kişilerin üstüne üstüne giderek savaş sanayisi ile ilgili çıkan dergileri almam ve biriktirmem bu ilginin sadece ufak bir kısmı idi.

Ardından Titanik filminin ve 2.Dünya Savaşı sonrası Holywood yapımı savaş filmlerinin etkisi ile gemilere ilgim oldu, maketler yaptım ve alüminyum levhalardan yaptığım nice yelkenli gemi maketlerini sularda batırdım. Hatta güzel bir yüzen denizaltı modeli yapmışlığım da oldu doğal olarak. Almanların U Bot serisi denizaltılarına benzer olarak yaptığım denizaltıyı suya hızlıca attığım çelik iğnelerle ve bir şırınganın suyun içinde yarattığı basınçlı su şokları ile yaralayıp batırmakta ayrı zevkti.

Atatürk'ün Ve Cumhuriyetimizin anısına Tüm Türkiyeyi dolaşan Cumhuriyet Treninin şehrimize gelmesiyle de çılgınca bir buharlı tren merakı başladı bende. Evde buharla çalışan bir motor yapmak için ne kadar çok zamanımı harcamıştım o zamanlar...

Ardından savaş topları, mancınıklar, kılıçlar, tanklar, benzinli motorlara benzeyen maketler silsilesiyle epeyce uğraştım.



Resim1a: İlham Ve Uğraşı Kaynaklarımdan Biri Daha. 2000 Yılı, Cumhuriyet Treni Şehrimizde.YAŞASIN CUMHURİYET!

Resim2: Uğraşıya giden yolda beyni saran imgeler...

TÜFTÜF MACERASI BAŞLIYOR
Mahalle İçi Savaşlar.

 Mahalle içinde erkek çocuklarının büyük bir zevkle oynadığı tüftüf ( Diğer adları fişek veya boru gibi isimlerdir) oyununa benim pek ilgim yoktu aslında. Çünkü benim gönlümde her zaman ağır taşlar atan, değdiği yere saplanan oklar atan, ardı ardına çakıllar atan hayali silahlar yatıyordu. Mancınık ve ok yapma çalışmalarım olmuş olsa da bunlar güldürücü bir çalışma sergiliyorlardı. Savaş oyunlarında bana tüftüfle veya boncuklu tabanca ile saldıran arkadaşlarıma ben kendi geliştirdiğim kolay bir atış yöntemiyle kısa boylu düz çubuklar veya çeşitli katmanlara sahip olan çamur topları atardım.

 Savaşlar(!) sırasında genellikle kendi yaptığım, resimlerle süslenmiş kartondan zırhlar giydiğimden de tüftüflerin veya tabancaların etkisi olmazdı. Üstüne boncuk, kâğıt, boru gibi araç gereçlere gereksinimim de yoktu, kısa bir doğa yürüyüşü yapıp uygun sopaları ve çamurları bulmam yeterliydi.(Laf aramızda nişancılık yeteneğim fazla olmadığından tüftüfte keskin nişancı olan arkadaşlara karşı bende böyle bir yöntem geliştirmiştim. Belirtmekte yarar var ki ilkel silahlar her zaman modern görünümlü silahlardan daha ürkütücüdür, bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Ayrıca Tüftüf çok sağlıksızdı! Sokaklarda ağızla temas eden silah ve kâğıtlar mikrop kaynağıydı, bende titiz bir çocuktum.) Sokak savaşları ile ilgili anılarımı başka bir yazımda anlatacağım.
TÜFTÜF NEDİR?

 Tüftüf, nefes gücü ile bir boru aracılığında huni şeklinde sarılmış kâğıt fişek atan bir çocuk oyunu silahıdır. Aynı türden silahı bambudan yapılmış borularla amazon yerlileri kullanır. Yerlilerin fişekleri avlanmak içindir ve uçlarında hayvanların öd sıvısından veya başka bir kaynaktan alınma zehirler bulunur.

 Örnek bir tüftüf; 30 cm uzunluğunda kesilmiş bir elektrik borusundan, fişeği ise bir kalem boyundan biraz daha kısa olarak sarılmış kâğıt bir huniden oluşur. Huni sarıldıktan sonra ucu tükürükle ıslatılıp yapıştırılır.(Benim gibi titizler, bu kısmı bant veya uhu ile yapardı.


Resim3:Süslenmiş, basit bir tüftüfün bölümleri.(A:Kibrit kutularından oluşmuş tutanak, B:Plastik Elektrik Borusu, C: Kesik Borudan Yedek Fişek Koyma yeri, D: Nişangah borusu)

Fişek arkadan yerleştirilir, güçlü nefesle borunun içine üflenilir ve fişek hızla ilerler.(Bazı fişeklerin rüzgarsız havalarda apartmanların 5.katına eriştiğini gördüm) Tüf Tüf ‘’ŞİŞTİ’’ denilen şişme durumuna geçmediyse, yani borunun içindeki hava basıncının ve buharın etkisi ile parçalanıp fırlamamışsa sizden keyiflisi olmazdı.

Tüftüfe iki-üç kibrit kutusunun elektrik bandı ile birleştirilerek eklenmesi ile de basit ve hoş görünümlü tutacak yerde yapanlar olurdu. Aslında bunu herkes yapardı, bu da yetmezdi ve elektrik borusundan yüzük şeklinde ufak parçalar kesilerek alt alta yapıştırılır ve bu deliklerden üstteki nişangâh, alttakiler de yedek fişeklikler olarak kullanılırdı. Bu durumu ile tüftüf artık bir makineli silaha benzerdi.

Tüftüfe iğne koyup tehlikeli hale sokmak her çocuğun aklına geldiysede hayat boyu sakatlığa sebep verebileceğinden yapmış olan benim bildiğim kadarı ile yoktur. Mantarların fişeğe takılması yolu ile patlayan fişekler yapan çocuklar vardı ama.
Resim4: Haftalık Mizah Dergisi Penguende Çıkmış Bir Tüftüf Karikatürü. Tüftüfe İğne Koymak Gerçekten Tehlikeli, Aptalca ve Haince Bir Şeydi. Fişeği Fırlatan Adamın Belinden, Yeni Fişek Yapmaya Yarayan Uzunlamasına Kesilmiş Kağıtlar Sarkıyor.Tıpkı Eski Günlerde Olduğu Gibi.
TÜFTÜFE GERİ DÖNÜŞ 
 Tüftüf benzeri çocukluk oyunlarının çok gerilerde kaldığı ve benimde üniversite sınavına hazırlandığım günlerde apartmanımızın önünden ayrılmayan ve herkesin baktığı dişi bir köpek ortaya çıkmıştı. Hepimizin onu çok sevmesine karşın mahallenin tüm erkek köpekleri apartmanın etrafında doluşup kavga ediyor, havlıyor, uzaklaşsalar da birkaç saat içinde yeniden hıra güre başlıyorlardı. Ders çalışma saatlerimde her ne kadar bu sesleri göz ardı etsem de gecenin geç saatlerinde uyurken bu seslerin düşlerime kadar girmesi artık beni çileden çıkarmıştı. O günlerde Almayanın 2. Dünya savaşı sırasındaki savaş sanayisine de pek meraklıydım. Von Braun’un V2 Roketleri, acımasız Alman Tiger tankları, Flak 88 uçaksavarları, Paris Topu ve daha niceleri. Evet, bu da benim savaşım olacak gibiydi...

Resim5 Ve Resim 6: İlham Kaynakları, İleri Hatları Gözleyen Askerler Ve Saldırı Anındaki Tanklar
 Taktiğim köpeklere herhangi bir fiziksel zarar vermeden apartmanımızın çevresinden sürekli rahatsızlık vermek ve onları bu bölgeden ürkecek duruma getirmekti.

Hemen kendime bir silah bulmalıydım. Çok karmaşık şeyler yapabilirdim ama elden geldiğince kolay kullanılan, bozulmayan ve hammadde sıkıntısı çekmeyeceğim bir şey olmalıydı bu. Hayal dünyamdan harıl harıl çalışan savaş mühendisleri ve üretim tesisleri geçiyordu artık. Sapan kullanmak tehlikeli idi. Hızla yerdeki yollara çarpan taşlar sekip istenmeyen yerlere sıçrayabilirdi. Ayrıca evin içinden atış yapacağım için kendi camlarımızı da kırabilirdim. Elimle taş atsamda uzağa gitmezdi pek. Zaten dar olan oda camından dışarıya doğru ne kadar sağlam bir atış yapabilirdim ki? Boncuk tabancaları da attıkları gülünç plastiklerle bırakın metrelerce öteye gitmeyi birkaç metre öteden kendime sıksam elbiseme deyip sessizce düşerlerdi. Su tabancam esintili havalarda bahçe fıskiyesine dönecek, komşularımızın camlarını kirletecekti. Attığını uzağa taşıyan, ses getiren, nişanladığım yerden başka yere düşmeyen, sessiz, tutuşu kolay ve gü  çlü bir silaha ihtiyacım olduğu kesindi. Ama ne olmalıydı bu?

En güvenli silahı bulmuştum: TÜFTÜF.

 Bodrum katımızdan 30 cm.lik bir elektrik borusu buldum hemen. Çocukluğumdan aklımda kalanlarla kendime market kitapçıklarının kuşe kâğıtlarından bir de fişek takımı yaptım.
GELENEKSEL TÜFTÜFLER HAYAL KIRIKLIĞI YARATMIŞTI,
BİR ŞEYLER YAPMAK GEREKLİYDİ.


   Yaptığım tüftüfü hemen denemek için pencereye koştum. Hava durgundu ve bulutluydu. Etrafta köpek falanda yoktu. En önemlisi benim gibi ‘’koca adam’’ olmuş diğer arkadaşlarımın, (özellikle kız olanların!) ve komşularımızdan ortalıkta kimse yoktu.Öyle ya artık liseli bir delikanlıydım :) İlk tüftüfü öylece karşı yola doğru üfleyerek salladım. Evet, iyi gitmişti ilk atış için. Hızlı bir çıkış yapıp sakince süzülerek yere öylece kondu. Gökyüzünden yere doğru süzülen karahindiba çiçeği tohumları gibi.Evet. En azından sessiz ve zararsızdı.

Resim7: Basit Tüftüflere Eklenilen Parçalar Süsten Başka Bir Şeye Pek Yaramıyordu.

İkinci tüftü salladım ardından. O da nesi? Havada yalpalayarak kendi ekseni etrafında dönüşler yaptı ve aptalca yere yapıştı. Bu tüftüfle belki birkaç köpeği vurabilirdim, ama sadece evin önünde sap gibi duranlarını. Birkaç gün sonra onuda yapamayacağımı anlamam için çok beklemedim. Canlı hedef olarak sınırlarıma giren ve sürekli havlayan, atışımı yaptığım bir köpek, tüftüften çıkan ‘’pohh’’sesini duyarak bana baktı önce. Fişeğin ayağının dibine düşmüş olduğunu bile fark etmeden gözümün içine bakarak arkadaşlarına havlamaya devam etti…Kahrolası bir kâğıt parçası ile ne yapmaya çalışıyordum ki.
ARTIK TARİHİN, BİLİMİN VE FİZİĞİN ZAMANI GELMİŞTİ.

 İnternetten ve elimdeki savunma sanayisi dergilerinden araştırma yapmanın zamanı çoktan gelmişti. Çünkü elimde rüzgâra kapılıp atış yaptığım yer ile ilgisiz olan her yere düşen çocukça kağıt fişekler vardı sadece. (Ha birde borusu vardı.) Zırh delici top mermileri, zırh kalınlığının ve eğiminin dayanaklığa etkisi, namlu uzunluğunun mermi çıkış hızına etkisi, yere göre en iyi atış açıları, hava sürtünmesinin etkileri, aerodinamik bilimi, havalı tüfekler…Bunlar bana doğrudan olmasa da manevi olarak destek verdiler araştırma yapmam için.
BİR DEVRİM BAŞLIYOR, GELENEKSEL TÜFTÜF, YERİNİ YENİLİKÇİ FİKİRLERE BIRAKTI.
Rüzgârın Uçurtmaya Çevirdiği Fişekler.
 Elimdeki fişekler kâğıttandı. Doğal olarak kâğıtlar çok yeğniydi (hafif) ve rüzgarın etkisiyle sürüklenip kendi başına uçup gidebilirdi. Ama ağırlığını artırırsam dolaylı olarak hızı artabilir ve belkide esintilerin etkisini biraz olsun atlatabilirdim, çünkü kütlesi arttıkça depolayabileceği enerji miktarı da artıyordu. Hemen ağırlık artırıcı yöntemler düşünmeye başladım. Kalın bir kartondan yapacağım bir fişek hem beni zorlardı, hem de kaynaklarımı. Hem kartonla kâğıt arasında pekte bir fark olacağını sanmıyordum.Fişeğin ucuna bir demir koyarsam, en kolayı bir çivi, bir aşama kayıt edebilirdim. Aynı zamanda ağırlığın ters bir etki yapması olasılığı da aklımdan çıkmıyordu.
‘’Bir nesnenin uçup uçamaması onun ağırlığına bağlı değildir, önemli olan ona yeterli gücü verebilmektir.’’ tümcesini hatırladım okuduğum kitaplarda birinden. Harekete geçme zamanı gelmişti.
Resim8: Deneysel Tüftüf Fişeği Üretim Çalışmalarından Başarısız Olarak Çıkan Bir Model.
 Deneme fişeğini attığımda bir şaşkınlık yaşadım. Rüzgârın sürükleme gücüne karşı koyamıyordu fakat fişek dah uzağa gidiyordu.Hemen lise fizik kitaplarımı açtım. Rüzgâr hızı sadece yatay konuma etki ediyordu. O zaman ileri hıza etki eden şey fişeğin içine koyduğum çiviydi.

 Ağırlık Arttıkça Fişekler Daha Hızlı Ve Daha Güçlü Oluyorlardı. Fişeğin içine koyduğum çivi birkaç atış denemesinden sonra anladım ki yerini pek beğenmemişti. Eylemsizlik kanununa göre fişek hızlandıkça çivi yerinde durmak istiyor ve fişek namludan çıktığında çivi banttan sökülmüş durumda içeride kalıyordu.Çivi, daha iyi bir şekilde oturtulmalıydı. En akıllıca yöntem çiviyi burun tarafına yerleştirmekti. Ama kesinlikle sivri tarafını değil, hem yerinden yeniden çıkmaması için, hem canlılara zarar vermemek için, hem de arabaların tekerlerini patlatmaması için. Zaten sivri uçları zımpara ile iyice kütleştirmiştim. Önemli bir ayrıntı da, cam çivisinin uçtaki geniş kısmının bağlandığı sopa kısmına az bir uhu sürüp, öylece ile fişeğe sokmuş olmamdı. Basınçlı hava, çiviyi fırlatıp kağıdı usulca namludan çıkardığında ayırt etmiştim bunu.
Resim9: İşe Yarayan İlk Fişek

Artık iki çiviyi birbirlerinin tersi olacak şekilde de buruna yerleştirip atabiliyordum ve ağırlık arttıkça fişeğim daha uzağa gidiyordu. Ama bir ağırlık sınırı vardı doğal olarak. Ağırlık arttıkça daha güçlü bir nefese gereksinim duyuyordum, fişeğin iç hacmi de dardı. ‘’Kütle arttıkça, içinde biriktireceği enerji miktarı da artıyor olmalı ve bu da gittiği yolu artırıyor olmalı’’ diye düşündüm.Sonuçta ben hava direncine ve yer çekimine karşı iş yapıyordum.

P=mXv

Momentum=kütle X hız

Bu formüle göre ilk basit fişeklerim hızlı olabilirdi ama kütleleri azdı. Şimdi hem hızları hem kütleleri fazlaydı.

Ben Çöplüğe Doğru Ateş Ediyorum Amacım Cam Kırmak Değil! Yağmur fırftınalarının en şiddetli olduğu zamanlar bile köpekler oradan oraya koşturarak benim sessizlik sınırlarımı tehdit etmeye devam ediyorlardı. Attığım tüftüf fişekleri ise ne kadar hızlı olurlarsa olsunlar hedefi bulmaktan çok uzaktılar. Saçma sapan yerlere düşerek beni deli etmeyi başarabiliyorlardı. İster yukarı ister tam hedefe doğru atmak isteyeyim esintiler beni ve tüf tüfü yeniyordu.

Aerodinamik Ve Fizik Yardıma Koşuyor.

‘’Bir cismin hava ile karşılıklı temas ettiği alan ne kadar büyürse havanın ona karşı gösterdiği dirençte artar’’ Belkide fişeklerimin havada paraşüt gibi savrulmasının temel nedeni budur. Tüm çocukların ve meraklıların kullandığı fişekler; Bir kalem uzunluğunda ve oldukça büyük, fişekler parmaklar yardımı ile yapıldığından daha küçüklerini elde etmek çok zordu. Üstelik kısa olanalarını yapan arkadaşlarımın olduğunu da hatırlıyorum. Ama fişek kısaldıkça hafifliyor ve daha dayanıksız oluyor. Tüm bunlara karşın benim elimde normal bir fişekten daha farklılaşmaya başlayan bir şey vardı artık. Fişeğin ağırlığı 1-2 çivi ile desteklenmişti ve fişeği ıslatarak değil, elime bile zor kopardığım dayanıklı kırtasiye bantları ile tutturuyordum. Sonunda da fişeğin boyunu, eskisinin yarısının da yarısı olacak şekilde kısalttım ve bu geniş gereksiz ksımları kesip attım. Arkasını da iyice genişlettim ki kesildiğinden dolayı küçüldüğü için havayı borunun iç kenarlarından kaçırmasın. Artık fişeği kesmeden, doğrudan çok kısa kâğıt parçalarından yapıyordum hunilerimi.


Resim9: Büyük Bir Atılım. Bu Fişek Uzak Mesafelerin Ve Keskin Vuruşların Habercisiydi. Boyu Oldukça Kısa Ve Bir O kadar Da Sağlam Yapılıydı Çünkü Bir Kaç Kat Sarılabiliyordu.

 Yeni bir deneme daha yapmanın zamanı gelmişti. Bu iş için rüzgârlı bir hava seçmiştim. İlk atışımı heyecanlı ve umutlu bir şekilde yapmıştım ve evet! İşte olmuştu! Fişek, üstüne damlayan yağmur damlalarına ve gövdesine çarpan rüzgârın acımasız vuruşlarına pekte aldırmayarak düz sayılabilecek bir doğru çizerek benim doğrultumda ilerlemiş ve düşmüştü. Ardından gelen ikinci denemeyi de gökyüzüne doğru yapmıştım. Bu atışında sonucuna başarı diyebilirdim. Çünkü Esintili bir havada en iyi sonucu almıştım.

Resim10: Hızla Akan Bir Nehirde A Noktasından Tam Karşıdaki B Noktasına Gitmek İsterseniz, Mutlaka C Noktası Gibi Akış Yönünün Gösterdiği İlgisiz Bir Yerde Çıkarsınız. B Noktasına Yakın Bir Yerde Çıkmak İsterseniz Eğer, Hızınızı Olabildiğince Artırmalısınız. Ben Bu Açığı, Fişeğimin Yanal Yüzey Alanını Küçülterek Kapattım. Artık Fişeklerim Rüzgara Karşı Torba Gibi Davranmaktan Kurtuldu.
AÇILAR
 Fizik derslerinde öğrendiğime göre bir atışın en uzak mesafeyi bulabilmesi için namlunun eğiminin 45 dereceyi bulması gerekiyordu. Bu iyi bir ayrıntıydı ama kullanışta elimin bu açıyı görmesini sağlamam zorlayıcı olacaktı. Aklımda bir fikir var olmasına karşın elimdeki namlunun boyu bu fikri gerçekleştirmeme olanak vermeyecek kadar kısaydı.

ÖNEMLİ BİR SORU: NAMLU UZUNLUĞU MESAFEYİ ETKİLER Mİ?

  Bu soruyu uzunca zamandır aklıma yakmıştım ve bazı araştırmalarda da bulundum. Avcılık sitelerinde bu konu ile ilgili o lan tartışmalarda da gördüğüm kadarı ile bir belirsizlik havası vardı. Tam bu sırada Dünya savaşlarından birisinde Almanların yaptıkları ‘’Paris’’,’’Gustav’’,’’Dora’’ adlı topların videolarına denk geldim. Paris topu 90 kg ağırlığındaki mermiler 116 km uzağa, Paris'e kadar ulaştırabiliyordu ve atış yapıldığında sesi Paris ten duyuluyordu. Gustavla ilgili video da dikkatimi çeken şey top namlusunun devasa uzunluğuydu. Bu benim destek noktam olacaktı.

Resim 11: Gustav

DEV GUSTAV TOPUNUN İZLENCESİ (VİDEO)

 Elektrikçiye gidip 1 metreyi aşan bir uzunlukta bir elektrik borusu almadan önce bazı hesaplamaları göz önüne almak zorundaydım. Akciğerlerimden çıkan havanın hacmi borunun iç hacmini dolduramayacak kadar olursa eğer, fişek hızlandıktan sonra yavaşlayabilirdi. Silindirin hacmi hesabına göre ulaştığım sonuçla suyun içine üflediğim havanın hacmini ölçerek ulaştığım sonuçlarda bir sorun çıkmadı.Yanlış hatırlamıyorsam borunun uzunluğunu 1.20 metre olarak belirleyip satın almıştım. (Sıradan tüfütüfler 40-50 cm yi geçmez pek) Artık dev bir Tüftüf borum vardı. Boruyu denemeden önce özel bir destek yapmam gerekiyordu önce. Zaten plastik olan bir boru, ısının etkisi ile iyice yamuluyordu.''Paris'' ve ''Gustav''toplarındaki çelik halatların yerini, benim Tüftüf borumda ince inşaat telleri aldı. Atış testimi evde yapmaya karar verdim, çünkü hatırı sayılır bir güç olduğunu sezip evimizdeki eski ve ince bir çelik tepsiyi test etmek istedim. Odaya kimsenin girmediğinden ve girmeyeceğinden emin oldum. Tepsiyi karşıma hafif eğimli koyup 1 metre öteden yaptığım atışın sonucu bana göre muhteşemdi. Kulaklarımı acıtan bir çınlama sesi evde yankılanmış, ucunda küt bir çivi bulunan fişeğim, tepside derin bir yara açmıştı.

 Açık havada yaptığım deneme ise bir başka hayret vericiydi. 3 elektrik direği mesafesini bulmayı başarabilmiştim.( İki elektrik direği arası mesafe 50 metredir. ) Bu mesafe toplu bir konut alanı için çok fazlaydı. Nice apartmanın tepesini aşabilirdi. Sıradan bir fişekle de bu mesafeye ağır hava koşullarında asla erişilemezdi. Attığım fişekleri havada gözden kaybediyordum, nereye düştüğünü bulabilmek içinse fosforlu kalemlerle üstüne ismimin baş harflerini yazıyordum.

 Ulaştığım Sonuç tahminlerimi haklı kılmıştı. Namlu kısaldığı zaman onu iten gazlar güçlerini borunun içinde uzun süre tutamıyor ve dışarı çıkıp kurtuluyorlardı. Daha da önemlisi fişek tam olarak ivmesini kazanamadan namludan çıkıyordu. Bu sonuca bağlı olarak aşırı uzun namlu kullanmakta, çeşitli vakumlardan ve gazların gücünün tükendiği zaman büzüşerek geri çekilmesinden sonra fişeği yavaşlatabilirdi. Birkaç hafta sonra artık pek görüşmediğim arkadaşlar evimizden belediye parkına attığım fişeklerden bir kaçını bulmuşlar. Önce ne olduğunu bilememişler çünkü bunlar alışıldık fişeklerden değildi. Daha sonra böyle bir şeyi kesin benim yaptığımı anlamışlar. Tahmin ediyorum ki evimizle parkın arasındaki mesafeyi görüp şaşırmışlardır. Olan şanıma oldu, kim anlasın benim çektiğim uykusuz gecelerin acısını?
AÇILARA GERİDÖNÜŞ, SONA YAKLAŞILIYOR.

45 derecelik atış açısını yakalamak için güzel bir düzenek yapıp boruya yerleştirdim. Düzeneğe bağlanmış olan ip, boru 45 dereceyi bulduğunda sabit durumundan kurtulup sallanmaya başlıyor ve ben atışımı mükemmel bir biçimde yapıyordum.


Resim 12: Açı ölçer. Tüftüf Namlusunu Yukarı Doğru Kaldırırsanız Hareketsiz Duran Demir Halka, Tüftüf 45 Dereceye Gelmeden Yerinden Oynamaz. Sallanmaya Başladığı An, Atışın Yapılacağı Andır, Diğer Bir Deyişle 45 Derecelik Açıda Kendini Boşluğa Bırakmaya Ayarlanmış İp, Sallanmaya Başlayarak BuDurumu Size Bildirir...

Resim 13 Ve 14 : Açılarla İlgili Yaptığım Geçmiş Zamanlı Karalamalar. Üstteki Resimde Atış Gücünün Menzile Etkisi, Aşağıda İse Teorik Atış Ve Gerçek Atış Canlandırmaları Yer Alıyor. Teorik Atış Hiçbir Sürtünmenin Olmadığı Atıştır. Gerçek Atışta İse Fişek İlerledikçe Hava Sürtünmesi Nedeni İle Güç Kaybeder Ve Uçuş Yolunun Şekli Bozulur.(Yeşil)
SALDIRI ANLAYIŞI VE TAKTİĞİ DEĞİŞİYOR.

Atışlarım sırasında şunu gördüm ki uzaktaki bir hedefe keskin atışlar yapmak pek mümkün değil. Bunun yerine namluyu hedefe doğrultmadan gökyüzüne yapılan ve hedefe yukarıdan aşırtılan fişekler eğer ses çıkarma veya başka bir dikkat çekici özelliği varsa daha etkili olabiliyordu.

ISLIK ÇALAN OKLARDAN, ISLIK ÇALAN FİŞEKLERE

Büyük kağan Cengiz Han'ın Moğollar ve Türklerden oluşan orduları, gerçekten düşmanı ürküten ilginç silahlar kullanma da ustaydı. En ilginçlerinden, veba hastalığından ölen insanları, mancınıklarla düşman şehirlerine fırlatıyor ve hastalığın yayılmasını sağlayarak biyolojik bir silah kullanmış oluyorlardı. Ama benim dikkatimi çeken şey, Hun Türklerinin hükümdarı Mete Han'ında kullandığı silahları çok iyi kullanmalarıydı. Bunlar ''Islık Çalan Oklar'' dı. Değişik biçimlerde ürettikleri okbaşları atıldığında yüksek desibelli bir ıslık çalarak düşmanın üstüne geliyor ve karşı tarafta bir korku yaratıyorlardı. Bu okların biçimleri değiştiriliyor ve ''Zırh delici ıslıklı oklar'',''Darbe verici ıslıklı oklar'' ve ''Yön gösterici ıslıklı oklar'' ortaya çıkıyordu. Mete Han askerlerine gördüğü bir hedefin yönünü göstermek için bu oktan kullanmıştı.
Resim 15: Cengiz Han'ın Ordularında Kullanılan Ve Mete Han'ın da Kullandığı Islık Çalan Ölümcül Oklar Üstteki Delikli Olan 3 Oklardır.
 Üstünüze birden tiz çığlıklar atarak gelen yüzlerce oku bir düşünün... İşte bu bilgilerden sonra fişeklerime nasıl ıslık çaldırabilirim diye bir düşündüm. Öncelikle flütleri inceledim, daha sonra sapından düdük çıkan lolipop şekerlerinin düdüklerini:) Ama bu iş zorca gibiydi. Flütün sadece ses çıkaran bölümünde bile çeşitli çukur ve koridorlar vardı. Kağıttan yapılmış, attıktan sonra yere düştüğünde ıslanacak, parçalanacak ve mikroplanacak olan tek kullanımlık fişeklerimin içini özene bözene işleyemezdim. Lolipop düdüğü ise zorlama bir ses çıkarıyordu. İyi bir ses çıkarabilmek için nefesimi sıkıştırıyordum ama benim fişeklerim bir hava kütlesini bu kadar iyi sıkıştıramazdı yere süzülürcesine düşerken. Islık fikri suya düşmüştü.
Resim16: Islık Çalan Fişek Denemelerim Bunlara Benziyordu. Sonları Başarısızlık Oldu. Zaten Delikli Bir Fişeğin 2.Nesil Bir Tüftüfte Havayı Tutup İleri Fırlama Şansı Yoktu.
Resim 17: Kızıl Mantarlı Fişek. Tabanca Mantarını Bir Oyuncakçıdan 2 Liraya Almıştım. Mantarın Altını Uhuyla Çiviye Yapıştırıp Üstünü Tek Katlı Buzdolabı Streci ile Kaplıyordum Ve Uhunun İşini Sağlama Alıyordum.
SON SAVAŞ, BİR ZAFER!
 Tüm bu çalışmalardan sonra beklediğim an gelmişti sonunda. Bir düzine köpek sürüsü apartmanımızın biraz ötesindeki asfaltta birikmiş, ders çalışma sürecimi baltalıyorlardı. Mantarlı fişeklerimden en güzelini seçtim, odamın ışığını söndürdüm ve pencereyi açtım. İçeri ılık bir yaz havası girdi ve namlunun açısını 45 dereceden 30'a aldım. Atışımı yaptım ve borunun ucundan boğuk bir basınç patlaması duyuldu.(Namlu uzayınca fişeğin namludan kurtulurken çıkardığı seste artmıştı.
 Köpekler ilk anda bu sesten ürktüler çünkü günler boyunca onlara yaptığım saldırılar iyice huysuzlanmalarına sebep olmuştu.

 Tam 6 saniye sonra topluluğun tam ortasına, asfalt zemine fişeğim düştü ve mavi, sarı, beyaz kıvılcımların arasından bir patlama sesi duyuldu. Köpeklerden bazıları enikleyerek, bazıları sesini bile çıkartmadan var gücü ile koşarak uzaklaşmaya başladılar.

 SONUCA BEN BİLE ŞAŞIRMIŞTIM, BİR DAHA APARTMANIMIZIN YANINDAN BİLE GEÇMEDİLER….

SAVAŞTAN SONRA...

 Bu olaydan sonra artık tüftüfü zevk için kullanmaya başladım.Aylar sonra apartmanın biraz uzaklarında gezindiğimde ağırlık için kullandığım cam çivilerinin, ıslanmış fişeklerde bıraktığı küf izlerinden bu fişeklerin benim olduğunu anlıyordum, çünkü artık bu oyunu sokaklarda oynayacak yaşta çocukta kalmamıştı bizim çevrede...

8 Temmuz 2010 Perşembe

Bubi Tuzağı Yapımı (Çakma Bataklık)

 Bastıbacaklığın şeytani yönlerinden biriside arkadaşları faka bastırmaktı…
Bunun için uygulanan yöntemlerin arasında da tuzak kurmakta mutlaka olmalıydı elbette.
 Toprakla, çamurla, suyla saatlerce aylarca uğraşınca da bu güzel üçlünün bazı numaralarını da öğreniyordunuz doğal olarak. Çamura her kıvamı verip tutturmakta ayrı beceri işi idi.
 Örneğin çamurunuz yeteri kadar ince kumdan oluşmamışsa veya suyunu ayarlayamamışsanız kurumaya başladığı zaman mutlaka çatlar. Ama onu gölgede kurutup suyunu kumunu doğruca ayarlamışsanız taştan farkı kalmaz.
 Ama toprakla suyun karıştığı öyle bir güzel oran vardır ki o oranı tutturduğunuzda değmeyin keyfinize.

  Önce toprağa bir çukur açardık, daha sonra içini güzelce taşsız toprakla doldururduk. Yalnız burada kullanılan kum (veya toprak) inşaat kumu gibi kumlar olmamalıdır.
 Daha sonra bu kumun üzerine bolca su dökülür, aynı zamanda bir sopa ile karıştırılmaya başlanır. Çamurun içinde kuru taneler kalmamalıdır.
 Gelelim kıvamına. Şöyle diyelim; Sopayı çamura daldırıp çıkardığınızda sopanın üstündeki çamur akmalı, üstüne su döktüğünüzde artık çamur suya doymuş olalı ve içine emmemelidir. Ve en önemlisi çamurun üstüne kuru kum attığınızda kum ıslanmadan öylece kalmalıdır.
Eğer bu kıvamda bir çamur tutturduysanız şimdi bu çamurun üzerine güzelce kuru kumunuzu ıslak çamur hiç gözükmeyene kadar serpin… Çukurunuzun üstü toprakla aynı seviyede kalmalıdır, Ne alçak ne yüksek.

 Çukurun çevresini temizleyin, sanki hiç orada uğraşılmamış görüntüsü yaratın, yeni serptiğiniz kumun üstüne küçük taşları, sopaları gelişi güzel serpin.

 Oradan geçen zavallı arkadaşınızın, çukura ayağı veya bisikleti gömülmeden önce gördüğü tek şey hiçbir şey olacaktır. Çünkü içi iğrenç bir kıvamdaki çamurla dolu kuyunuzun üstü normal bir toprakla örtülüdür.

Bunu kaç arkadaşa yaptığımı hatırlamam, ama işin önemli ve eğlenceli bir yanıda, çukurdan sizinde haberinizin olmadığı izlenimi yaratmak…
Yaramazdık yahu…




CANLI PARATONER

Çocukluk içinde bir çok güzelliği barındırdığı gibi bilgisizliğin getirdiği tehlikeleride beraberinde getiriyor.
Eski oturduğumuz siteye her bahar ve sonbahar yağmurlarında bolca yağmur yağar ve yıldırımlar düşerdi.
Yıldırımların toprağa değdiği yerde geniş oyuklar olurdu, en azından öyle hatırlıyorum.
Yine böyle bir hava sırasında kafa dengi bir arkadaş bulup herhalde apartmanımızın tepesindekilere özenip, bir paratoner yapmaya karar verdim.
Biraz sonra sitenin tel örgülerinden artan uzun ve kalın telleri kullanabileceğimizi fark edip hemen işe koyulduk.
Tellerin ucu bucağı olmadığı için bölüm bölüm kesip birbirine ekledik ve en alt kısmını toprağa gömdük....
Ama bir sorun vardı; hava esintiliydi ve paratonerimiz (!) ayakta durmakta zorlanıyordu.
Şimşeklerin gürültüleri yaklaştıkça da heyecanımız dahada artıyor ve sabırsızlanıyorduk.
Ve sonunda ikimizde teli çıplak ellerimizle sımsıkı tutarak bir yıldırımın gelip üzerine düşmesini bekledik dakikalarca. Apartmanımızı kurtaracak, ne güzel övünecektik ama!
Bekledik, bekledik, olmadı. yağmur ve fırtına gittikçe şiddetini artırdı ve teli bırakıp arkamıza bakarak evlerimize kaçtık.
Bu yaptığımıza artık ne denir bilemem. Siz siz olun kesinlikle fırtınalı,şimşekli havalarda sivri uzun metallere dokunmayın, ya da bizim yaptığmız gibi açık alanda sap gibi durmayın, duran ağaçların, direklerin altına da girmeyin.
Feci şekilde can verirsiniz.
O gün iki kafadarın ölmemesinin tek sebebi çok şanslı olmalarıydı.
Yağmurdan sonra ortalığı dolduran mis gibi ot ve toprak kokuları arasında çamura batmış ayakkablarımın ağırlığı içinde top sahasına indiğimde paratonerimiz damlaların kendisine açtığı belli belirsiz yatağın içinde öylece yatıyordu...

Paratoner Hakkında Ayrıntılı bilgi:http://tr.wikipedia.org/wiki/Paratoner

6 Temmuz 2010 Salı

Merhabalar! (Blog Hakkında)

Merhabalar! Diyerek bloğa bir giriş yapmak en iyisi diye düşündüm.

Beraber iş yaptığınız kişilerin bir Günaydın! Demeden işe koyulması gibi sıkıcı bir duruma izin vermeden…

 Her şeyden önce söylemeliyim ki bu bloğu açmamı sağlayan şey ne çokbilmişlik havası, nede insanlara bir şeyler öğretme çabasıdır.
 Geçmişe duyulan özlem, ’’ Yahu ne çok şeyle uğraşmışım, bari bir yere not edeyim’’ düşüncesi,
Aynı zamanda toplumun geneli tarafından uğraşı(hobi) işlerinin gereksizmiş gibi algılanmasına karşı bir tavır sergilemek ve dahası geleceğin büyüğü olacak bugünün çocuklarına, boş zamanlarını beyinlerini çalıştırarak ve doğayı inceleyerek geçirebilmelerini sağlamak…

 Açmış olduğum bu blogda kendi yaptığım bazı gözlemler, deneyler vb uğraşılar yer alacak.
Aslında çoğu uğraşım bir deneyden çok gözlemden oluşmaktadır. Çünkü deney denilen eylemin bir sonuca ulaşma isteği vardır, aşama aşama ilerler ve sürekli teorilerle desteklenir, yani ciddi bir uğraştır.

Ben eğlendim, gözlem yaptım, okudum, zamanımı geçirdim. Sıradan çocuklar gibi futbol ve taso (o zamanların sıkı bir eğlence çeşidi idi) oynamadımve şimdiye geldiğimde ‘’Çocukluktu, geldi geçti’’ diyemedim... Okumayı bana sevdiren, beni kitaba boğan aile üyelerine içten teşekkürler…

İçeriğin azda olsa birilerine yararlı olması dileği ile…